Mabel Matiz’in yeni şarkısı “Ha Leylim” için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “müstehcenlik” suçlamasıyla resen soruşturma başlatıldı. Ardından şarkının video klibine erişim engeli kararı verildi; karar henüz YouTube tarafından uygulanmadığından klip Türkiye’den izlenebiliyor. 

Şarkı ve klibi paket olarak soruşturulmaya açıldığından beri “Nesi müstehcen?” konusu konuşuluyor. Merak edip önce kelimenin kökenine baktım. Müstehcen tuhaf bir kelime. Arapça kökeninde “çirkin görülen, ayıplanan” anlamı var. Yani kökünde doğrudan cinsellik yok ve kelimenin işaret ettiği şey çok ilginç: Çirkin olan değil, “çirkin sayılan”.

İngilizcedeki “obscene” de bugün ağırlıkla cinsellikle ilişkilendirilse de daha geniş bir anlam geçmişine sahip. Latince obscenus/obscaenus sözcüğüne dayanıyor. “Uğursuz, kötüye alamet” anlamlarının yanı sıra “iğrenç, tiksindirici, edebe aykırı” anlamlarında kullanılmış. 

Dil yaşayan bir şey, kelimeler de zaman içinde elbette değişiyor. Yine de müstehcen sözcüğünün anlam tarihinde çirkin bulma, kirli sayma ve ayıplamanın bu kadar belirgin olması dikkat çekici. 

Mabel Matiz’in kendisi ise adının çağrıştırdığı sakız kadar kendine özgü, renkli ve çekici bir figür. Seveni kadar sevmeyeni de çok. Ben kendisini sever, müziğini de beğenirim. Sevdiğim bir kadın arkadaşım lafı ne zaman açılsa “Ben Mabel’i sevmiyorum; aşığım ona aşık!” der. İmgesiyle türlü gönüllere dokunabilen, “kalplere vur bir zımba” türünden bir sanatçı. 

Geleneksel “yılın aile yapımıza ve toplumsal değerlerimize tehdit” kontenjanından soruşturulan Mabel Matiz şarkısının klibinde bir düğün var. Renk paletinden sanat yönetimine 90’lar estetiğiyle çekilmiş, ayrıntılarda da coşmaya devam eden güzel bir klip ve fıkır fıkır bir şarkı. 

Kalabalık, gösterişli, memleket usulü bir düğün. Hazal Türesan gelin ki o da Mabel gibi kolayca “kadınsı/erkeksi” gibi sıfatlara sığmayan, kendine özgü bir çekiciliğe sahip biri olduğundan, klibin “gelin” seçimi ayrıca ilginç. 

Son dönemde yokluğu çekilen ikonik pop kanaat önderi koltuğuna giderek daha sağlam yerleşen Seda Sayan düğünün ve kuşkusuz muhitin “hükümet kadın”ı. Takılar, kostümler, oyunlar, sofralar, akrabalar, gül yaprakları, yelpazeler, düğün esrimesi ve yorgunluktan yerlere serilen insanlar… Şarkı 9/8’lik ritmiyle zaten bizi son derece tanıdık bir coğrafyaya çağırıyor. 

Düğün sahnesinde bildiğimiz Mabel mikrofonda, klipteki ikinci Mabel ise sarı saçları, hafif parlatıcısı, kendine has haliyle düğünün ortasında gelip damadın karşısında oturuyor. Müzik ve hayat bir an duruyor. Sonra damat kendini tüm kıvraklığıyla ortaya atıp tek başına dans etmeye başlıyor. 

Damat kime bakıyor?

Gelinle damat arasında pek bir elektrik yok. Mevzu başka yerde. İki erkek düğün boyunca birbirine bakıyor. Bakışıyorlar, sadece. O iki bakış birbirine değdiği andan itibaren, normal düğünlerde görmeye çok alışık olmadığımız türden bir arzu, tütsü gibi etrafa yayılıyor. 

Biliyorsunuz temelde iki insanın hayatlarını birleştirme mutluluğundan çok “ele güne karşı” yapılan bir gösteriş harekâtı olan düğünlerimizde arzu hatta aşk, sevgi pek başrolde değildir.  Çoğunlukla gösteriş ve toplumsal kodlar konuşur.

Klibimizin finalinde, düğün bitiyor, ahali dağılıyor ya da yorgunluktan devriliyor ve sarı Mabel’le damat karşılıklı oynamaya başlıyor. Kurtlarını dökmeye desek daha doğru olur. Esas eğlence ve tutkunun “çılgın kalabalıktan uzakta” yaşanacağına dair bir işaret. 

Bu kadar.