Öfke patlamaları, küsüp günlerce konuşmama, duyguları doğru adlandıramama, sorumluluk üstlenmekten kaçınma, sorun varsa faturayı karşısındakine kesme, empati kuramama… Ve bu konuları açacak, taleplerinizi masaya koyacak olursanız geçiştirme, hatta ortamı veya ilişkiyi terk etme…
Tanıdık geldi mi? Gerçi tersi de geçerli ama pek çok kadın, tarif ettiğim erkek modeline aşina. Şaşılacak olan, onca akıllı, güzel, güçlü ve farklı geçmişlerden gelen kadının bu durumu kabullenmesi. Sorsanız, “Erkekler isterse 65 yaşına gelsin, çocuk kalır,” derler.
İyi de neden böyle? Sorun, erkek çocuklarını yetiştirme biçimi mi? Kültürel kodlar mı, genetik aktarım mı? Yoksa sorun -yine- kadınlarda mı?
Bu erkeklerin literatürde bir adı da var: “Çocuk adam”
“Berk’le incir çekirdeğini doldurmayacak bir mesele yüzünden kavga ettik yine. Hatalı olduğunu kabul etmediği gibi çekip gitti. Ama bu sefer love bombing’lerine (aşk bombalaması) kanmayacağıma yemin ettim. Aramadım, mesajlarına da cevap vermedim. Bir gün bakkaldan telefon geldi: ‘Cansu Hanım burada sahipsiz bir çanta var. Baktık soran eden yok, açtık. İçinden sizin numaranızın yazılı olduğu bir zarf çıktı…’ Önce çantanın gizemini çözemedim, bakkala gittim. Çantayı gördüğüm anda anladım: Meğer Berk öküzü eşyalarımı çantaya doldurup oraya bırakmış. Mektupta bana ne kadar değer verdiğini yazıyor ama özür dileyememiş bir türlü.” – Cansu, 37
Ergenlikte zirve yapan bu gibi davranışlar sadece Cansu’nun ilişkisine özgü değil. Hele annelere sorun, neler neler anlatırlar… Ben de annemi arayıp o soruyu sordum:
-Erkekler ne zaman olgunlaşır?
-Bilmem, belki mezarda? deyip bir kahkaha patlattıktan sonra birdenbire ciddileşti:
“Babanı, erkek kardeşini görmüyor musun Ayşe? Baban en olmadık yerde, en saçma sapan konuya celallenir. Gençliğimde aman paşam sinirlenmesin diye çok uğraşırdım. Şimdi umurumda bile değil. Eh, o da yaşlandı ama huylu huyundan vazgeçmez. Geçen arabadaydık, yine olmayacak bir kavgaya dalıyordu. Hayır bir şey değil, bir gün bıçak filan çekecekler ya da kalp krizi geçirecek diye korkuyorum. Kardeşin de babanın küçük kopyası. Eşek kadar oldu yatağını topla demekten ben bıktım…”
“İyi de neden çekiyorsun bunları?” diye sözünü kestim. Söylemesi kolay tabii, diye lafı yapıştırdı:
“Evden mi atayım? Hem başka erkekler çok mu farklı sanıyorsun? En azından baban iyi bir insan. Kimseyi dolandırmaz, beni aldatmaz, işinde gücünde…”
Bu defa sinirlenme sırası bendeydi: “Anne, bu özellikler zaten olması gereken şeyler değil mi? Kadınlar dolandırmıyor, aldatmıyor, işinde gücünde diye övülüyor mu? Hayır! Hem mükemmel eş, hem mükemmel anne olacak… Çalışıyorsa evin tüm organizasyonunu ses çıkarmadan idare edecek, tüm gerginlikleri emen bir paratoner olacak. Ne biçim şey bu?”
Böyle olmayacaktı… Bilim mutlaka çocuk kalan erkekleri keşfetmiş olmalıydı. Psikolog arkadaşım Aslı’ya danıştım. Konuya dair araştırmalar var mıydı, ne diyordu?
Çocukluk ve ergenlik dönemindeki beyin gelişimi ve bağlantılarını inceleyen bir araştırmada, kız ve erkek çocuklar için zihinsel olgunlaşma sürelerinin farklı olduğu kanıtlandı.
Fakat bu gibi araştırmalar, beyin gelişimiyle ilgili.
Duygusal olgunluk bambaşka bir konu. Newcastle Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre, erkekler 43 yaşına kadar olgunluğa ulaşamıyor, kadınlar içinse olgunluğa erişme yaşı ortalama 32. Arada 11 yıl fark var, dile kolay.
