“Kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.”

Tekirdağ’daki Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde bir ayını dolduran komedyen Deniz Göktaş “kuyu tipini” bu sözlerle tanımlıyor ve ekliyor: “Öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor.

Göktaş, YouTube’da milyonları aşan izlenme oranlarına ulaşan Ölü Deniz isimli gösterisinin ardından "cumhurbaşkanına hakaret" ve "halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik" suçlamalarıyla 3 Temmuz’da tutuklandı. 

Göktaş’ın bir aydan uzun süredir tutuklu bulunduğu Çorlu Cezaevi “kuyu tipi” olarak biliniyor. Bu tür cezaevlerinde kalanlar günlerini neredeyse hiç güneş görmeden, fiziksel ve sosyal bir tecrit içinde geçiriyorlar ve bu yüzden de kendilerini bir kuyunun dibinde gibi hissediyorlar.

Çizim: Kandıra F Tipi Cezaevi'nden Türkan Özen

Kuyu tipinde kalanlar arasında başka tanıdık simalar da var.

Tutuklanarak görevden uzaklaştırılan Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş, Ahbap Derneği soruşturmasında tutuklanan Haluk Levent ve Oğuzhan Uğur, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan, İmamoğlu’nun danışmanı Murat Ongun ve son olarak da gazeteci Cem Küçük Tekirdağ'ın Çorlu ilçesinde bulunan Karatepe Ceza İnfaz Kurumu'na konuldu.

Avukat Rezan Epözdemir, Leman dergisi çizeri Doğan Pehlevan ve YouTube’daki Soğuk Savaş programının sunucusu Boğaç Soydemir ile program konuğu rapçi Enes Akgündüz de yakın zamanda bu cezaevinde kaldı. 

F tipinden kuyu tipine ağırlaşan tecrit 

Kuyu tipi cezaevlerinin hayatımıza nasıl girdiğini anlamak için önce 2000’li yıllara F tipi cezaevi modeline gitmemiz lazım.

2000 yılında tamamı bir ve üç kişilik “odalar/hücreler” şeklinde tecrit sisteminin uygulandığı F tipi hapishaneler açıldı. Siyasi mahkumların bu hücre tipi oda sistemini kabul etmemeleri ise 19 Aralık 2000’de adına “Hayata Dönüş Operasyonu” denilen operasyonla sonuçlandı. 

Daha sonra gerçek adının “Tufan” olduğu ortaya çıkan operasyon üç gün boyunca  20 ayrı cezaevinde, F tipini  protesto amacıyla yapılan açlık grevlerini sona erdirmek üzere düzenlenmiş, sadece İstanbul Bayrampaşa'daki operasyonda 12 kişi ölmüştü. Resmi rakamlara göre operasyonlarda toplamda 30 kişi yaşamını yitirdi. Özellikle Bayrampaşa Cezaevi operasyonun simgesi haline geldi. 

F tipi cezaevleri tamamen kalmadı fakat 2016’dan itibaren, yapısı ve tecrit koşulları sebebiyle eleştiri konusu olan bu hapishanelerin devamı niteliğinde, yüksek güvenlikli hapishaneler açılmaya başlandı. Ve bunlar zaman içinde “kuyu tipi” olarak anılmaya başlandı.

Yeni tip hapishaneler olarak tanımlanan bu hapishaneler, Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevleri, Y ve S Tipi Kapalı Cezaevleri olarak biliniyor.

Yüksek güvenlikli hapishaneler ilk olarak 2016 yılında Elazığ ve Van’da açıldı. İlk S tipi 2020 yılında Iğdır’da, ilk Y tipi ise 2022 yılında Antalya’da açıldı.

İnşa ve ihale süreçlerinde bu cezaevlerinde yalnızca 15 Temmuz darbe girişimi davalarından hüküm giyenler ile ağırlaştırılmış müebbet cezası alan hükümlülerin kalacağı söylense de gelinen noktada komedyenler, karikatüristler ve siyasetçiler bu cezaevlerine yerleştirildi.

Adalet Bakanlığı’nın güncel verilerine göre, Türkiye’de 7 adet S, 12 adet Y ve 22 adet Yüksek Güvenlikli infaz kurumu olmak üzere toplam 41 adet “kuyu tipi” cezaevi var.

Teknolojik bir distopya

Kuyu tipi olarak adlandırılan cezaevlerinin hücrelerinde bulunan pencerelerin önünde demir parmaklık, demir parmaklığın önünde ise çok sık dokunmuş tel bulunuyor. Bu sık dokunmuş tel nedeniyle mahkumların gökyüzünü görmesine imkan yok. Hücre pencerelerindeki tel örgüler hücrenin güneş görmesine de izin vermiyor. 

Tek kişilik hücreler, banyo-tuvalet ve mutfak tezgâhıyla birlikte 12-13 metrekare büyüklüğündeyken, 3 kişilikler ise 20 metrekare.

Hücrelere ait havalandırma olmadığı için tutuklular hücrelerinden gardiyan tarafından çıkarılarak başka bir noktadaki havalandırma alanına götürülüyor. Havalandırma alanlarını çevreleyen yüksek duvarlar ise gökyüzüyle teması neredeyse keserek “kuyu” hissi yaşatıyor.