Merhabalar, Fil Hafızası’na hoş geldiniz!
Fi tarihinden kalma meseleleri balık hafızalarda tazelemek üzere mercek altına alıyoruz.
Gerçekten hikayesini bildiğiniz kaç casus var? Hem de hayatı bir filme konu olan…
James Bond’dan bahsetmiyoruz. Adını büyük ihtimalle duyduğunuz başka bir casustan bahsedeceğiz bugün…
Ama az bilinen bir yönüyle…
Gertrude Bell’den bahsediyoruz.
İngiliz arkeolog, seyyah ve tabii casus…
Bazıları ona Çöl Kraliçesi diyor, bazıları sınırları cetvelle çizen kadın.
Peki biliyor muydunuz Bell, birçok kez Anadolu’ya seyahatler yapmış. Daha da önemlisi İstanbul’dan İzmir’e, Isparta’dan Konya’ya yüzlerce fotoğraf çekmiş.
Fil Hafızası'nın bu bölümünde Gertrude Bell’in gözünden, 20. yüzyılın başında Anadolu’ya bakacağız. Hadi başlayalım.
Fayn’ın özgün haber dosyaları, araştırmaları ve görüş yazılarını okurlar mümkün kılıyor. Bizler işimizi severek ve layıkıyla yapmaya çalışıyoruz. Ancak sizler ücretli aboneliğe gönüllü olursanız sürdürebiliriz. Çünkü bağımsız yayıncılık bunu gerektirir. İkna olduysanız detaylar için sizi şuraya alalım.
Gertrude Bell kimdir?

Önce size biraz Gertrude Bell’den bahsedelim, casus olmadan önceki hayatından…
Tam adı, Gertrude Margaret Lowthian Bell…
1868’de, İngiltere’nin Durham Kontluğu’nda ayrıcalıklı bir ailenin kızı olarak doğdu.
Çocukluk yıllarına ait çok sayıda fotoğraf var. Oxford Üniversitesi’nde okuyan ilk beş kadından biri. Dahası Tarih bölümünü birincilikle bitirdi.
1892’de amcasının İngiliz büyükelçisi olduğu İran’a gitti. Farsça öğrendi.
İlk kitabı “Persian Pictures”ı da burada yazdı. Sonra hep seyahatte görüyoruz kendisini. Dağcılık merakı da vardı. Alpler’de zorlu yolculuklar yaptı.
Dağcılık merakı da vardı.
Alper’de zorlu yolculuklar yaptı.
İngiliz The Guardian gazetesi, Bell’in 1902 yazında Finsteraarhorn’un henüz tırmanılmamış kuzeydoğu yamacında 53 saat boyunca bir ipte asılı kalarak hayata tutunduğunu yazıyor.
Gertrude Bell’in Osmanlı sınırları içinde yer alan Beyrut ve Filistin’e gittiğini görüyoruz.
1899’dan yılında bolca fotoğraf çekmiş.
İstanbul’a gelişi de aynı yıl…
Bu ilk gezisinde İstanbul için özetle yazdıkları şöyle:
"Dünyanın hiçbir yerinde ışık, İstanbul'daki kadar değişken ve büyüleyici değil; sanki su ve gökyüzü sürekli bir renk oyunu içinde."
Gertrude Bell, Çanakkale, Bursa ve Mudanya’yı da gezdi.
Bursa’nınsa dinginliğinden etkilenmiş.
1900 yılında uzun aylar boyunca, Osmanlı topraklarında dolaştı. Filistin, Suriye, Ürdün, Lübnan ve Irak’ta fotoğraflar çekti. Özellikle coğrafi özellikler ve arkeolojik kalıntılara odaklandı.
Bakın burası, kayaya oyulmuş mimari yapılarıyla ünlü Petra.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra sınırlarının çizilmesinde etkili olacağı coğrafyayı bu dönemde yakından tanımaya başladığını görüyoruz.
Bu fotoğraflar, Müslüman hacıların El Aksa’dan başlayan bir yürüyüşünden.


Kudüs, 1900
Sonraki birkaç yıl Bell’in albümüne Kanada’dan Myanmar’a, Endonezya’dan Hindistan’a birçok yerden çektiği fotoğraflar eklendi.
1905’te de Antakya üzerinden yeniden Anadolu’ya geldi.
Yine öncelikli çektiği fotoğraflar arkeolojik kalıntılar üzerine.

İlginç bir rotası var…
İskenderun, Urfa, Osmaniye, Adana, Mersin, Konya ve Eskişehir’den İstanbul’a ulaşan, 40 günü aşan bir yolculuk bu.
Tabii arada uğradığı kasabalar da var.
Ve artık bu kez notlarından bir casusun ruhunu hissediyorsunuz.
Gittiği yerlerin, ekonomisine, nüfus yapısının kırılganlıklarına, stratejik konumuna dair notlar görüyorsunuz.
Örneğin gezisinin ilk durağı İskenderun için, “Konumu ona görünümünden çok daha büyük bir önem kazandırıyor. İç bölgelerin tüm ticareti buradan geçmek zorunda ve bununla birlikte huzursuz bir halklar ve çıkarlar karışımı da var.” diyor.
