Bir yaz günü, sabah saatleri… Üsküdar Meydanı’nın tam göbeğinde yer alan Mihrimah Sultan Camii’nin avlusundayım. “Burası neden her daim böyle güzel esiyor, bu da mı senin marifetin Koca Sinan?” sorusunu bilmem kaçıncı kez sorduktan sonra başlıyorum “karşı” tarafa bakmaya. 

Eskiden bu seremoniyi yaparken aklımda sadece Kargo’nun “Boğaziçi” şarkısı dönerdi. Şarkının, Koray Candemir’in defaatle söylediği “Ayır bizi Boğaziçi” kısmına ben de hak veriyordum o zamanlar. Çünkü Boğaziçi ayırmalıydı Üsküdar’ı ve onun “karşı” gördüğü her yeri. 

Ama bu sefer bunların hiçbiri olmuyor çünkü Üsküdar artık eski Üsküdar değil. Sosyolojisi, ekonomisi, ticareti ve belki de her şeyi değişti, değişiyor. Bu değişime herkes kendi ekseninde ayak uydurmaya çalışıyor. Mütedeyyin kesimin kalesi olarak görülen ilçe yine çoğunlukla mütedeyyin kesimin ikamet adresi ama o kale epey çehre değiştirdi.. Nasıl mı?

Kalenin yerini kafeler aldı

Mihrimah Sultan Camii’nin avlusundan çıkıp ilçenin merkezinde adımlamaya başlıyorum. Biraz ilerideki Balıkçılar Çarşısı’ndan geçip Uncular Caddesi’ne gitmek niyetindeyim.