Bu çerçeve yasa pratikte işler mi?

Bu çok kapsamlı soruya kısa cevap vermek kolay değil. O nedenle genel bir tablo çizerek başlamak isterim.

Ben çerçeve yasasının kendisinden değil ama yapılış biçimi, tartışılma şekli ve içeriği açısından çeşitli riskler görüyorum. Bence süreç bitmeyecek. Sürecin zaten amacı sadece PKK’ya silah bıraktırmak değildi, onun ötesinde, muhalefete kaybettirecek bir oyun kurmaktı. Dolayısıyla iktidarın amacı bu konuda nihai bir sonuç elde etmekten ziyade, süreç üzerinden birtakım siyasi kazanımlar elde etmek diye düşünüyorum. Şimdi bu görüşümü biraz açayım.

Ben bu çerçeve yasa tasarısına baktığım zaman kısmi bir af amacıyla hazırlandığını görüyorum. PKK önder kadrosuna ve Abdullah Öcalan'a bir af getirilmiyor ve o konuda hiçbir bağlayıcı pozisyon alınmıyor. Bu konu son derece muğlak bırakılmış. Açıkçası uzun vadede de böyle bir adım atılmasını siyaseten çok zor görüyorum. Dolayısıyla belli eylemlere katılanları ve belli dönemleri kapsayan kısmî bir af var.

Süreç neredeyse tamamen Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın inisiyatifine bırakılıyor. MGK kararı deniyor ama tabii MGK üyelerinin önemli bölümünü hatta neredeyse hepsini Erdoğan belirlediği için nihai karar mekanizması yine büyük ölçüde Cumhurbaşkanı’nın kontrolünde.

Türkiye’ye dönük olarak PKK'nın silah bırakmasının gerçekleşebileceğini ama sürecin iktidar açısından siyasi kazanımları devam etmediği durumda sıkıntılar çıkabileceğini düşünüyorum. İktidar ilk etapta DEM Partili milletvekillerinden anayasa ve erken seçim konusunda destek isteyecektir. Sonraki aşamada da seçim sürecinde ana muhalefetle arasına mesafe koyan bir Kürt siyasi hareketi oluşturmayı hedefleyecektir. Bu iki gelişme sekteye uğrar ve DEM Parti tabanında iktidar karşıtlığı yüksek seviyede olursa, süreç tıkanabilir.

İşin bir boyutu bu ama bir boyutu daha var ki o hiç konuşulmuyor.

Nedir bu hiç konuşulmayan boyutu?

PKK'nın silah bırakması deniyor ama PKK zaten Türkiye'ye karşı eylemlerini çok büyük oranda azaltmıştı, neredeyse Türkiye içinde hiçbir eylem yapmıyordu. Ama Kuzey Irak'ta, Suriye'nin kuzeyinde ve tabii İran'da konuşlanmış doğrudan PKK'lı olmasa bile PKK'yla iltisaklı çok fazla savaşçı var. Suriye'de başka bir süreç yürüyor, o sürecin başarılı olduğunu varsayacak olursak tahminen Irak'taki bir kadro silah bırakacak. Bu kadronun bir kısmı belki Süleymaniye'ye de gelmeyecek, orada kalacak ya da İran'a geçip PJAK'a katılacak. Öte yandan İran'da bir savaş devam ediyor ve Trump'ın İran'da Kürtleri silahlandırmaya çalıştığını biliyoruz.

Dolayısıyla bu silah bırakma kapsamına PJAK da dahil edilecek mi? Edilmezse bu ileride bir sorun haline gelecek mi? Sürecin pratikte böyle önemli soru işaretleri de var.

Ayrıca şu da bence çok net bir şekilde gözüküyor. Bunu Kürt siyasetçiler ve kamuoyu belki çok kabul etmeyecektir ama belli ki PKK askerî olarak zaten kaybetmiş. Getirilen yasanın aslında 1990'lı yıllardan hatırladığımız pişmanlık yasasının biraz daha süslü bir versiyonu olduğu görülüyor. Onun ötesinde siyaseten elde edilmiş somut bir kazanım göremiyorum. Çok net bir şekilde ifade edilmese de PKK sahada kaybetti ve havlu atma sürecine bir siyasi boyut kazandırılıyor. Zaten Ruşen Çakır'ın Duran Kalkan'la yaptığı mülakat ve İrfan Aktan’ın Nurettin Demirtaş ile yaptığı söyleşi bunu gösteriyor. Ne kazandınız sorusuna ikna edici bir cevap veremiyorlar.

Benim tahminim, Türkiye'deki milliyetçi çevreler de bu nedenle çok yüksek sesli tepki göstermiyorlar çünkü aslında kaybeden PKK ve iktidarın da çok fazla taviz vermediği yönünde bir izlenim var.