Bir mühendislik diploması, Mısır’daki Ezher’den alınmış bir dinî eğitim icazeti ve otuz yılda kurulan bir cemaat ağı…
Oysa 19 Ağustos 2026 sabahı polis Adana’nın Seyhan ilçesi Reşatbey Mahallesi'ndeki eve girdiğinde, geriye kalan tek şey kelepçeli bir "hocaefendi" oldu.
Alparslan Kuytul’un 30 yıla yayılan serüveni, 1990’ların İslamcı bölünmesinin yarattığı sonuçlardan yalnızca biri. Bir fikir hareketinin nasıl lider kültüne dönüştüğünün, oradan nasıl suç isnadına evrildiğinin bir örneği.
Alparslan Kuytul’un Adana’dan Ezher’e, oradan İran’a ve şimdi tekrar Adana’da bir mahkemeye uzanan hikayesini tüm tarafların gözünden yakından inceleyelim.
Bir mühendisin dönüşümü
Alparslan Kuytul 1965'te Adana'nın Karataş ilçesinde doğdu. Çukurova Üniversitesi Mimarlık-Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü'nden 1991'de mezun oldu.
Mühendislik ona yeterli gelmedi. O dönemdeki İslamcı gençlerin bazıları Arapça ve İslami İlimler için öğrenmek için Kahire, Şam ve İslamabad’a gidiyordu. Kuytul, Mısır'ı tercih etti. 1993’te el-Ezher Üniversitesi Şeriat Fakültesi'nde İslam hukuku okumaya başladı. Dört yıl sürecekti bu eğitim.
O sırada Türkiye'de İslamcılık bir kavşaktaydı. Refah Partisi 1994'te belediyelerde ilk büyük zaferini kazanmış, "İslam demokrasiyle uyuşur mu?" tartışması bütün cemaat çevrelerini ikiye bölmüştü.
Bir taraf, İslami yaşama dönük özgürlüklerin ve nihayetinde bir İslam devletinin demokratik kanallardan elde edilebileceğini savunuyordu. Diğer taraf İslam ile demokrasinin teorik olarak bağdaşmadığını, düzenin içinde değil dışında kalarak "devrimci" yöntemlerle hareket edilmesi gerektiğini iddia ediyordu.
Kuytul ikinci safta yer aldı. Demokrasiyi "küfür nizamı" olarak tanımladı.
Furkan'ın kuruluşu
Kuytul, henüz Kahire'deyken, 1994'te Adana merkezli Hak’la batılı ayıran anlamına gelen furkandan yola çıkarak Furkan Eğitim ve Hizmet Vakfı'nı kurdu. 1988'de açtığı Kardeşler Kitabevi'nin küçük sohbet halkası, artık kurumsal bir çatıya kavuşuyordu.
Kuytul, İslam’ı siyasetin merkezine koyan ve Müslüman dünyanın gerilemesinde Batı sömürgeciliğinin önemli bir rol oynadığını savunan Müslüman Kardeşler’in Mısır'daki söylemiyle İran rejiminin devrimci dilini sentezleyip kendine özgü bir Anadolu İslamcılığı üretmeye çalıştı.
Müslüman Kardeşler’in önde gelen liderlerinden 1966’da idam edilmiş Seyyid Kutub'un Yoldaki İşaretlerinden ilhamla "Öncü Nesil" adlı bir kadro projesi tasarladı: Kur'an ve sünnet merkezli, Hz. Muhammed'in eğitiminden geçen ilk Müslüman nesil olan sahabe neslini örnek alan, "Allah'ın yeryüzündeki hâkimiyeti" için mücadele edecek bir gençlik.
Bu, kırılmanın ikinci katmanıydı. İlk kırılma İslamcılığın demokrasiyle ilişkisindeydi; ikincisi bizzat Kuytul'un hareketini diğer İslami çevrelerden ayırmasıydı. Furkan Vakfı, diğer İslami ya da seküler STK'larla işbirliği yapmayı reddetti, kendisini tek meşru adres ilan etti ve kendisi dışındaki hemen bütün İslamcıları "düzenin cemaatleri" olarak damgaladı.
“Hocaefendi” ve “Hocahanım”
Vakıf asıl büyümesini 2011'de yaşadı. Gönüllülerinden topladığı bağışlarla online televizyon kanalı, dergi, sosyal medya ekipleri ile Adana'dan tüm Türkiye'ye açılmaya başladı.
2011 tesadüf değildi. AK Parti-Gülen hareketi ortaklığının "demokrasiyle bu iş olur" diyen kesimi temsil ettiği bu dönemde, demokrasi karşıtı çevreler bir hayal kırıklığı yaşıyordu. Kuytul bu boşluğu, 1990'ların radikal söylemini yeniden canlandırarak doldurdu. Tüm bu söylem inşasında Kuytul ısrarla Selefi olmadığının Hanefi mezhebine tabi olduğunun da altını çiziyordu.
