Rusya Federasyonu’nun Ankara Büyükelçiliği, 30 Ağustos Zafer Bayramı’na henüz 11 gün varken, 19 Ağustos’ta X hesabından bir mesaj yayınladı. 

Mesaj, Millî Mücadele döneminde bizzat Lenin tarafından Ankara’ya gönderilen büyükelçi Semyon Aralov’un anılarından bir kesitti:

“1922 yılının yaz ayları Türkiye’de, Türk ordusunun İngiliz Yunan istilacılarına karşı geniş bir genel taarruz hazırlığıyla geçti. 

Taarruz büyük bir gizlilik içinde hazırlanıyordu. Kemal Paşa’nın cepheye giderken, köşkünde meclis üyelerine bir çay partisi vereceğini etrafa yaydığı ve bu durumun gazetelerde resmî olarak ilan edildiği yazılmaktadır. Bu doğrudur. Ama bundan başka Mustafa Kemal Paşa, elçiliğimizde onun da katılacağı büyük bir kabul töreni düzenlememizi, bunu bütün Ankara’ya yaymamızı, öteki devlet elçilerini de kabul törenine çağırmamızı benden rica etti. Herkes toplanıp Mustafa Kemal’in gelişini beklediği sırada yaveri gelerek Mustafa Kemal’in biraz rahatsız olduğunu ve gelemeyeceğinden ötürü özür dilediğini haber verdi. Mustafa Kemal ise bu sırada gizlice cepheye, Konya’ya hareket etmişti.

Sonraları, bazı kuşkuculara şöyle dedim, görüyor musunuz, Mustafa Kemal bize, Sovyet temsilcilerine ne büyük bir güven gösterdi.”

Rus Büyükelçiliği bu paylaşıma “Unutmuyoruz” etiketini de eklemeyi ihmal etmedi. 

Belki de biraz “unutmayın” demek istedi. Zira dünyada dengeler değişiyor, ittifaklar yeniden şekilleniyor ve bütün bunlar da Ankara-Moskova ilişkilerini yakından ilgilendiriyor. 

“Unutmuyoruz” vurgusu

Son günlerde Türkiye-Rusya ilişkilerine dair önemli noktalardan biri, 7-8 Temmuz’da NATO’nun Ankara Zirvesi’nde alınan kararlardı. Zirvede, Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle başlayan ve beşinci yılını doldurmak üzere olan savaşta Kiev yönetimine 140 milyar euroluk destek paketi de açıklanmıştı.

Sülale Ankara’da toplandı: NATO’nun eski düzeni resmen bitti
Ankara’daki NATO Zirvesi, ittifakın yeni düzeninin pazarlığıydı. Liderler masada güvenliği konuştu, birkaç salon ötede milyarlarca dolarlık silah pazarlıkları yapıldı. Avrupa’nın daha fazla rol üstleneceği yeni NATO düzeninde Türkiye kazananlarından biri olmanın hesabının peşindeydi.

Ama daha önemlisi S-400 meselesi var. Türkiye’nin 2019’da Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi almasının ardından Washington Ankara’yı ABD’nin “hasımları” için uyguladığı CAATSA yaptırımları kapsamına aldı. Türkiye, projesinde yer aldığı beşinci nesil savaş uçağı F-35 programından da çıkarıldı. Yerli savaş uçağı KAAN’ın ilk etabı için gerekli ABD yapımı F110 motorları da hâlâ onay bekliyor. 

Ankara’daki NATO zirvesi kapsamında gerçekleşen Cumhurbaşkanı Erdoğan-ABD Başkanı Trump görüşmesinden bu sorunların çözümü konusunda olumlu mesajlar gelmiş, zirvenin hemen ardından S-400’lerin üçüncü bir ülkeye satılacağı iddia edilmişti. 

S-400’ler: Geldikleri gibi gidiyorlar mı?
Hem F-35 hem de diğer savunma sanayii alanlarında Türkiye ile ABD arasında kriz haline gelen Rus yapımı S-400 hava savunma sisteminin, üçüncü bir ülkeye gönderileceği konuşuluyor. Sistem, Rusya’dan 2019’da alındı, uzun yıllar “paketi bile açılmadı” diye tartışıldı, anlaşılan şimdi de gidiyor.

O günlerde “bugün-yarın açıklanacak” denilerek televizyonlarda uzun uzun tartışılan S-400 satışı konusu hâlâ açıklığa kavuşmadı. Zira böyle bir satış için Rusya’nın onayı, tabii öncelikle de Putin’in ikna edilmesi gerekiyor.