NATO zirveleri son zamanlarda birbirinden pek hazzetmeyen, ama aynı soyadını taşımaya mecbur, aralarında da bir çeşit suç ortaklığı bulunan uzak akrabaların sülale buluşmasını andırıyor. 7-8 Temmuz’daki Ankara zirvesi de bundan azade değildi. 

Herkes "Aman kavga çıkmasın" diye diken üstündeydi. Ailenin en nüfuzlu, en öngörülemez ve sevilmese de mecburen katlanılan büyüğü bu sefer ne diyecek diye, herkes tedirgindi. 

Zaten gelir gelmez, döktürmeye başladı; İspanya’yı sevmiyordu, ticaret yapmak bile istemiyordu, İran’ı da bombalama emri vermişti, sülale de kendi üzerine düşeni yapmıyordu bir türlü. 

Aslında sülale içinde kırgınlıklar yok değil, ama zor bir dönemden geçildiği için halının altına süpürülmüş. Maksat, dosta düşmana birlik havası vermek. Yine de bir başkasıyla kıyıda köşede fısıltıyla üçüncü bir isim çekiştirilmeden de durulmuyor. Gülümsemeler biraz fazla ölçülü, tokalaşmalar biraz fazla uzun. Çünkü herkes biliyor ki masadaki mesele sıkıntılı, pamuk eller de cebe girecek. 

Yaşamadığı bir hayatı yaşıyormuş gibi yapan ev sahibi

Farklı olan, bu seferki ev sahibinin abartılı hazırlıklarıydı. Hani vardır ya, verdiği davet iyi geçsin diye ortalığı telaşa veren ev sahipleri… Kırlentleri on kez çırpan, mutfağı yirmi kere denetleyen, aslında yaşamadığı bir hayatı yaşıyormuş gibi göstermek için hiçbir zaman kendisinin kullanmadığı ve fonksiyonel olmayan dantelli havluları sandıktan çıkartan, misafirler görmesin diye mobilyanın kenarındaki çiziğe üç gün sonra kaybolacak cilayı atan ev sahibi…

OHAL’li NATO zirvesi
NATO Zirvesi nedeniyle Ankara adeta bir OHAL yaşıyor. Yasaklar, trafik kısıtlamaları, gözaltılar ve olağanüstü güvenlik önlemleri kenti teslim aldı. NATO’yu fabrika ayarlarına döndürmeyi hedefleyen, Trump’ın teşrif edeceği zirveyi ve hemşehrilerine edilenleri Fayn Ankara muhabiri yazdı.

Tabii bu arada ev halkına da kök söktürdü o ayrı. Adeta kaş göz işaretleriyle misafirler karşısında nasıl davranacağını çocuklarına anlatan eski usul bir ebeveyn. Çocuklarsa daha başlamadan sıkıldı bu toplantıdan. Misafirlerin onlara hediye getiresi yok, tam tersine varlıkları her daim baskı ve zulüm olmuş akrabaların bu seferki ziyareti de epey can sıkıcı.

Ev sahibinin bu hummalı hazırlığı onu diğer sülale bireylerinden ayrı bir yere koydu tabii… Zira ev sahipliği sırası onlara geldiğinde hiç de böyle telaşa kapılmıyorlardı. Belki de kendilerini ispatlama dertleri olmadığından, sülale içindeki yerlerinden emin olduklarından. 

Ev sahibinin aman tadımız kaçmasın rolü

Ev sahibinin tek telaşı, misafirlerini abartılı bir biçimde ağırlamak değildi. Asıl dert, toplantının kavgasız, gürültüsüz geçmesiydi. Eh, içeride tam olarak ne oldu bilemiyoruz ama tantana çıkmadığı anlaşılıyor. Zaten sonuç bildirgesini diplomatlar önceden hazırlamıştı, liderle kalan, beğendili kebap yiyip, üstüne Kahramanmaraş dondurması yalamaktı.