16 Eylül 2026’da patlayan fon skandalını, AK Parti hükümetlerinin önceki krizlerinden ayıran çok önemli bir fark var:
Bu kriz dış güçlerin, vesayet odaklarının, Türkiye’yi kıskananların, icat edilmiş düşmanların bir operasyonu değil. En azından kimse o bahaneleri bu konuda yemiyor.
Bu, AK Parti’nin çekirdeğinin içinde olduğu bir kriz ve skandal.
O yüzden, zaten işlerin iyi gitmediği ekonomide katlanılması gereken yeni bir fatura daha değil. Aynı zamanda AK Parti’nin ve lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın geleceğine ipotek koyan bir iç kriz.

Kimilerine göre bu iç kriz, içeriden desteklenen bir siyasi darbe.
Kritik bir seçime doğru Erdoğan’ın bir kez daha aday olmasına dair türlü çeşit plan yapılırken patlak verdiği için AK Parti açısından iyiden iyiye endişe verici bir skandal.
Mevcut ekonomik kriz henüz atlatılamamışken patladığı için de ayrıca bir garabet.

Emekliye, asgari ücretliye ‘az daha diş sıkın’ derken, 4 bin liralık emekli ikramiyesi 5 bin TL’ye tamamlanamazken, o öğütleri verenlerin hamuduyla götürdüğü ortaya serildiği için utanç verici.
Muhalefete yolsuzluk, ahlaksızlık üzerinden yüklenilirken, ‘turpun büyüğünün’ AK Parti’de olduğu ifşa edildiği için zorlayıcı.
Düşman ötekiyken savaşmak kolay.
Ama düşman içeriden olunca, kimi kime, nasıl şikâyet etmeli?
Kriz Erdoğan’dan saklandı mı?
İktidara yakın kalemler, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın en yakınındakilerin bulaştığı bu skandaldan dolayı çok kızgın olduğunu, kriz patlar patlamaz el koyduğunu, sonuna kadar gidileceğini öne sürüyor.
Öyle mi?

