“Sanki hayat bir sepet örer gibi örmüş benim bu işe girmemi…”
Bu söz, 2026 yılında UNESCO Yaşayan İnsan Hazinesi Ödülü’ne layık görülen Emel Duman’a ait. Duman, 30 yılı aşkın süredir geleneksel işçilik ve doğaya saygılı yöntemlerle Hatay ipeği üretiyor. Bir zamanlar kaderine terk edilen ve onun çabalarıyla yeniden canlanan Hatay sarısını Türkiye’ye ve dünyaya tanıtıyor.
Bu işe başlaması da yol boyunca yaşadıkları da ilginç tesadüfler, yıkımlar, yeniden doğuşlar, karşılaşmalar ve her şeyden önemlisi de bol bol azim ve sabır içeriyor.
Tüm bunları ondan dinlemek için Hatay’dayım. Meslektaşım Burcu Özkaya Günaydın’la buluşup Emel Hanım’ın üretim tesisine doğru yola çıkıyoruz. Burası onun hem ürettiği hem yaşadığı hem de ağacından böceğine, kedisinden köpeğine bir sürü canlıyı yaşattığı bir alan. Varmak öyle kolay değil, birkaç vesait değiştirmek, şehirden biraz uzaklaşmak gerekiyor. Sebebini ise daha sonra, Emel Hanım’ı dinledikçe idrak edeceğiz.
Burada bizi zengin bir sofraya, derin bir muhabbete davet ediyorlar. Çay bardaklarında tüketilen, Hatay’a özgü süvari kahvelerimizi içip Emel Hanım’ın inişler ve çıkışlarla dolu hikayesini, yedi kez yıkılıp yeniden kurulan Hatay’ı ve defalarca bitti dendiği yerden tekrar doğan Hatay sarısını dinliyoruz.
Ne iş yapacağım diye düşünürken…
Emel Duman, 1966 Antakya doğumlu. Bu işe 90’lı yılların ortasında başlıyor. Biraz mecburiyetten, biraz kalpten, biraz da hayatın onu sürüklediği yönden.
Eşi Fikret Bey’le birlikte yürüttükleri, ithalat-ihracata dayalı işlerinde tatsız tecrübeler yaşıyor ve kendi tabiriyle “sıfıra düşüyorlar.”
Emel Hanım tanınan ve varlıklı bir ailenin kızı olarak dışarda bir iş bulmakta güçlük çekiyor. “Ne iş yapsam?” diye düşünürken cevabı hayat veriyor.
O dönem Mersin limanına birkaç konteynerle ipek iplik geliyor. Emel Hanım ve eşi uzun yıllar ithalat işiyle uğraştıklarından, bir tanıdıkları arayıp bu iplikleri birlikte dokumayı teklif ediyor. Yardımcı oluyorlar olmasına ama henüz bir fikir sahibi olmadıkları dokumacılık işine de hemen girmiyorlar.
Önce defolu diye atılan ipek kumaşları alıp üstlerine boncuklu işlemeler, boyamalar yapıyor. “Çok enteresan,” diyor hatta, “Boyadığım ilk şalda kozasını delerek çıkan bir kelebek yapmıştım.”

“Altı ay değil, bir ömür…”
Emel Hanım’ın işlediği kumaşlara zaman içinde rağbet yükseliyor. Kime götürse, daha rafa bile koyamadan tükeniyor şallar. Ama el emeği tabii, seri üretim yapması mümkün değil.
O da çareyi, evinden çıkamayan ama çalışmak mecburiyetinde olan kadınlara bu işi yaymakta buluyor. Biraz da kendi deneyiminden ötürü, dışarda çalışamayan kadınlara yardımcı olmak istiyor: