Mekke İttifakı adıyla anılan Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın imza koyduğu Mekke Ortak Savunma Anlaşması, 7 Ağustos 2026’da imzalandı. Adını, imzalandığı kentten aldı.

Aradan geçen yaklaşık üç ayda anlaşmaya taraf ülkelerin dışişleri bakanları defalarca bir araya geldi, önemli kararlar aldı. “Hepimiz birimiz için” bile dedi. 

Hatta daha bu hafta başında ittifakın güvenlik ayağını oluşturan savunma bakanı, ordu komutanı, istihbarat başkanı gibi temsilciler İran’a giderek Tahran ile masaya bile oturdu.

Yani ittifak çoktan yola koyuldu. 

Ancak anlaşmanın Türkiye’deki iç onay sürecine sıra daha yeni geldi. Yetkililer dedi ki, Meclis daha yeni açıldı, ondan öyle oldu. Ama sonunda, 27 Ekim 2026 günü, Meclis Dışişleri Komisyonu’nda anlaşma metni gündem oldu ve şüpheler tartışıldı.

CHP’nin tercihi bloku belirledi

Ancak bundan önce destek ve ret blokları ortaya çıktı. 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun "Eleştirilerimiz var ama Mekke Anlaşması’na ‘evet’ diyeceğiz,” açıklamasıyla Mekke İttifakı’na destek bloku netleşti.

Böylece AK Parti ve MHP’nin yanı sıra muhalefet partileri arasında sadece CHP’nin “evet” diyerek onay verdiği saflaşma oluştu.

Yeni Parti, DEM Parti, İYİ Parti ve Yeni Yol Partisi ise karşı grupta yer aldı. 

İttifaka ilişkin anlaşma imzalandığından bu yana kayda geçirdikleri endişe ve eleştirilerini, komisyon toplantısında da aynen dile getirdiler.

Bunlar, anlaşmanın ABD ve İsrail çıkarlarına hizmet ettiği savından başlayarak, daha üç beş sene öncesine kadar “Kaşıkçı Suikastı” nedeniyle kanlı bıçaklı olunan Suudi Arabistan için Yemen çöllerine Türk askerini göndermek zorunda kalmaya dek varan çeşitlilikte bir dizi şüpheden oluşuyor.

İttifaka ret blokunun yaklaşımı 

İşte partilerin yaklaşımına ilişkin fikir veren bazı sorular ve eleştiriler… 

İYİ Parti milletvekili Metin Ergun: 

“Taraf devletlerin gelecekte karşı karşıya kalabileceği çatışmalar ve savunma yükümlülüklerinin farklı yorumlanma ihtimali, Türkiye'nin istemediği bölgesel krizlere dâhil olma riskini beraberinde getirebilecek mahiyettedir. İlk Genel Sekreteri olarak Pakistanlı emekli bir korgeneralin üç yıllığına atanması; hem hukuki açıdan hem de diplomatik teamüllerimize göre izahı nasıl yapılacak bu işin? Yani daha anlaşma yürürlüğe girmeden kurullar oluşturulmuş ve toplantılar yapılmış. Bunun hukuken ve diplomatik teamüllerimiz açısından açıkçası izah edilmesi gerekiyor, izaha muhtaç çünkü. Türkiye NATO üyesi iken bu tarz bir anlaşma Türkiye'nin sahip olmadığı hangi güvenlik açığını kapatacak?”

Yeni Parti milletvekili Utku Çakırözer: 

“Tahran'a hangi yetkiyle gitti bu paktın üyesi ülkelerin yetkilileri? Biz Meclis olarak onayladık mı? Hayır, daha yeni tartışıyoruz. Bu oldubittiyi yaratanlara 1 Mart tezkeresini hatırlatmak isterim. Güvenlik öncelikleri, risk ve tehdit değerlendirmeleri birbirinden farklı üç ülkeden bahsediyoruz. Pakistan için bu tehdit Afganistan olabilir, Keşmir meselesi nedeniyle Hindistan olabilir. Suudi Arabistan için bu tehdit ve risk İran olabilir, İran destekli bölgedeki milisler olabilir, İsrail olabilir, Körfez'deki ülkeler olabilir. Savaştaki bir ülkeyle ‘Sana saldıran bana saldırmıştır’ anlaşması yapmak ülkeyi doğrudan savaşa sokmaktır. Bu anlaşmanın amacı; Suudi hanedanını, petrol tesislerini koruma anlaşmasıdır. Bunun karşılığında ise kendi bozduğunuz ekonomimize Suud finansmanı sağlamak, mümkün olursa savunma sanayi projelerimize ortak etmektir…”