“Merhaba Ahlak Bekçisi

Benim bir süredir huzurumu bozan bir durum var. Biz eşimle maaşlı çalışıyoruz ve Türkiye ortalamasının üzerinde bir gelirimiz var. Belki para içinde yüzmüyoruz ama çok şükür geçim sıkıntısı da çekmiyoruz. Hayal ettiğimiz şeyleri gerçekleştirme imkânımız olduğu için kendimizi mutlu sayıyoruz.

Ancak bu durum farklı şehirde yaşayan ablam ve eşi ya da emekli olan annem ve babam için geçerli değil. Açıkçası kıt kanaat geçinebiliyorlar diyebilirim. Onlara elimizden geldiğince ve izin verdikleri ölçüde yardımcı olmaya çalışıyoruz. Ancak onlara yardımcı olabilmek beni vicdanen rahatlatmıyor.

Ailem geçim sıkıntısı çekerken bizim rahat yaşamamız beni zaman zaman huzursuz ediyor. Örneğin, biz son dönemde yılda birkaç kez yurtdışına tatile gidebildik. Ama onların gidememesi beni üzüyor ve gezilerimizde aklım onlarda kalıyor. Kendimizi rahatlatmak için gezileri kısıtlamamız bir çözüm mü? Ahlaken ne yapmamız gerektiğinden emin olamıyoruz. Ne dersiniz? Ne yapalım?

Sevgiler selamlar,

Adını vermek istemeyen bir okur.”

**

Değerli okurumuz,

Gönderdiğiniz vakayı okurken, post-modern hayatın belirsizlikleri ve hengamesi içinde çoğumuzun unuttuğu ama gerektiğinde hepimizin sahip olması gereken bir duyguyu hissettiğinizi gördüm. O duygunun adı “huzursuzluk”. 

Evet, belki kulağa çok hoş gelmiyor. Pek çok insan bu duygu neden işe yarasın ki diyor belki de bu satırları okurken. Ama olumsuz bir durumdan huzursuzluk duymak, insan olduğumuzun ve ahlaki değerlere sahip olduğumuzu çok önemli bir göstergesi.

İçinde bulunduğunuz bu durum aslında etiğin belki de en eski ve en derin sorularından birini sormamızı sağlıyor: “Başkaları mahrumiyet içindeyken, benim refah içinde yaşama hakkım var mı?”

Sizi bu soruyu sormaya iten şeyin zannettiğiniz gibi ahlaki bir zafiyet değil, tam tersine gelişmiş bir vicdan ve empati yeteneği olduğunu düşünüyorum.

Şimdi gelin size ciddi bir vicdani yük bindirdiği görülen bu durumu analiz edebilmek için felsefi bir harita oluşturmaya çalışalım. Bunun için de felsefe tarihinin büyük düşünürlerine başvuralım.

Biraz ‘huzursuzluk’ hissetmek iyidir

Burada önemli bir çizgi var. O da duyduğunuz “huzursuzluk” ile “suçluluk” duyguları arasındaki ince çizgi. 

Sizdeki huzursuzluk iyi ve yapıcı eylemlere dönüşebilir ki anlattıklarınızdan dönüşmüş gibi görünüyor. Siz elinizden geldiğince aile bireylerine yardımda bulunuyorsunuz. Üstelik bunu yaparken büyük bir incelik gösterip onurlarını da kırmamak için bu yardımları onların izin verdiği ölçüde yapıyorsunuz.

Ancak bu huzursuzluk suçluluğa evrilirse ki yazdıklarınızdan buna da çok yaklaştığınızı anlıyoruz… İşte bu tehlikeli ve kimsenin işine yaramayacak gereksiz bir duygudur.