Ortada bir ilişki varsa tartışma da fikir ayrılığı da var demektir. Zaten olmalıdır da…
Karşımızda sürekli tıpatıp aynımız, hiç zıt düşmediğimiz bir ikizimiz olsaydı, muhtemelen her şey çok tatsız tuzsuz olurdu.
Birbirine yaklaşan iki insan, giderek birbirinin kusurlarını da görmeye başlıyor. Dışardan birinin fark edemeyeceği ayrıntıları, ele güne karşı sakladığı yanları, hataları…
Herkeste olan tarafları yani. Bu hem ilişkiyi güçlendiren hem de zaman zaman çatışmaya sürükleyen bir şey. Öyle ya da böyle, kaçınılmaz bir gerçek.
Priya Parker, son kitabı The Art of Fighting’de buna dikkat çekiyor:
“Çatışmalar, ilişkiyi derinleştiren ve aidiyeti güçlendiren bir araç olarak ele alındığında tarafları çözüme götürür. Tartışmaların sağlıklı sonuçlara varabilmesi, temel bir güç dengesi ve eşitliğin varlığına bağlıdır. ‘Eşitler olarak’ tartışmayı başarabildiğimizde, birbirimizi gerçekten duyarız ve bu durum bağlarımızı sarsmak yerine sağlamlaştırır.”
Madem çatışmak, tartışmak ilişkinin bir parçası, belki de öğrenmemiz gereken şey kavga etmemek değil, daha iyi kavga etmek.
Bunun püf noktasıysa şu: Odağımızı haklı çıkmaya değil, çatışmayı nasıl yönettiğimize çevirmek.
“Pause” tuşu: Söylemesi kolay, uygulaması zor
Tartışma sırasında o anın hararetiyle geçmiş travmalarınız, olumsuz duygularınız ve savunma refleksleriniz uyanmış olabilir. Tam da böyle anlarda ağzınızdan çıkanı kulağınız duymuyor da olabilir.
