Üst üste iş değiştirip her seferinde benzer problemler yaşadığınızda, bir noktadan sonra aklınıza şu soru düşebilir: “Acaba sorun bende mi?”
Hele de aynı döngü birkaç kez yaşandıysa, en kolay açıklama kendini suçlamak oluyor genelde. Çünkü sorunu kendinizde aramak, değiştirebileceğiniz şeyler olduğuna da inanmak demek.
İyi de, iş hayatındaki her problem kişisel bir yetersizlikten mi çıkar?
Destek göremediğiniz bir ortam, kötü yönetilen bir kurum ya da adaletsiz bir iş kültürü de söz konusu olamaz mı? Ya da yetersiz olduğumuz için değil ama sürekli benzer örüntüleri takip ettiğimiz için sorun yaşıyor olabilir miyiz?
Uykudan geriye kalan zamanımızın en az yarısını feda ettiğimiz iş hayatında, elmanın bir yarısı bizsek bir yarısı bizden gayri. Ortada bir sorun varsa iki tarafı da birbirinden ayırmadan çözüm aramalı.
Ne kendine yüklenmek ne başkalarını yermek
İşine fazla titizlenen ve sorumluluk sahibi biriyseniz, işyerinde yaşadığınız sorunlarda faturayı doğrudan kendinize kesmeye meyilli olabilirsiniz.
Birçok insan böyle yapıyor. Çünkü dış faktörleri sorgulamak daha zor ve karmaşık geliyor. Kendimizi suçlamak daha incitici olsa da nispeten kolay ve tanıdık. Alıştığımız sularda yüzüyoruz ne de olsa.
Aslında ne tamamen kendimize yüklenmek ne de olduğu gibi dışarıyı suçlamak bir çözüm. Mesele “Kim haklı?” sorusundan çok, “Neden sürekli benzer deneyimlerin içine giriyorum?” diye düşünmekte.
Bu, kendinizi suçlamak için değil, tekrar eden örüntüleri fark edebilmeniz için. Sürekli değersiz mi hissediyorsunuz, anlaşılmadığınızı mı düşünüyorsunuz, sık sık otoriteyle mi çatışıyorsunuz?
Bazen insanlar farkında olmadan belirli dinamiklerin içine çekilir. Sınır koymakta zorlanan biri, kendini sürekli fazla yük aldığı ortamlarda bulabilir. Kendini kanıtlama ihtiyacı yüksek olan biri, bunu sürekli test eden işyerlerine yönelir. Otoriteyle ilgili olumsuz deneyimleri olan biri ise benzer gerilimleri farklı yerlerde yeniden yaşayabilir.
Bu benzerlikleri fark etmek, “problemli” olarak etiketlediğiniz şeylerin, aslında bazı alışkanlıkların ya da tepkilerin tekrarı olduğunu görmenizi sağlayabilir.
İşiniz sizi tanımlıyorsa
İş ile kimlik arasında kurulan bağ da işyerinde yaşanan sorunları düğüm yapan kritik etkenlerden biri.
Pek çok insan için iş sadece bir gelir kaynağı değil, aynı zamanda değer gördüğü, kendini kanıtladığı ve yeterli hissettiği bir alan da.
Bu yüzden işte yaşanan bir problem, yalnızca kariyeri değil, kişinin kendilik algısını da sarsabiliyor. İşini kaybetmek ya da başarısız hissetmek, “Ben kimim?” sorusunu beraberinde getirebiliyor.
Böyle dönemlerde refleks olarak hemen yeni bir işe atlamak ya da her şeyi hızlıca düzeltmeye çalışmak cazip gelebilir. Ancak bazen asıl ihtiyaç, kısa bir süre durup ne olduğunu anlamaktır.
Gerçekten bu mesleği isteyip istemediğinizi, sizi zorlayan şeyin işin kendisi mi yoksa çalıştığınız ortamlar mı olduğunu, en çok neyin sizi yıprattığını netleştirmek gerekir. Çünkü cevaplar bulunmadan atılan adımlar, aynı döngüyü tekrar etme riski demektir.
Bu döngüden nasıl çıkılır?
Öncelikle yaşadığınız deneyimleri somutlaştırmak için çalıştığınız yerleri ve orada sizi zorlayan durumları tek tek yazın. Ortak noktaları görmeye çalışın. Sürekli aynı şey mi tekrar ediyor, yoksa her seferinde farklı bir sorun mu yaşıyorsunuz? Bu ayrımı yapmak, sorunun kaynağını anlamanın ilk adımı.
Ardından kendi tepkilerinize bakın. Zorlandığınız durumlarda nasıl davranıyorsunuz? Sessiz kalıp içinize mi atıyorsunuz, yoksa bir anda tepki verip ilişkileri mi geriyorsunuz? Çünkü çoğu zaman sorun sadece yaşanan olay değil, o olaya verdiğiniz tepkinin sizi nasıl bir döngüye soktuğu olabilir.
Bir diğer önemli adım, sınırlarınızı netleştirmek. Hangi davranışları kabul ediyorsunuz, hangilerini etmiyorsunuz? Bunu siz netleştirmezseniz, iş ortamı sizin yerinize belirleyecektir. Ve bu genelde sizin aleyhinize olur.
Aynı zamanda kendinize şu soruyu dürüstçe sormanız gerekir: Bu işi gerçekten istiyor muyum, yoksa sadece alıştığım için mi devam etmeye çalışıyorum? Bazen problem işyerleri değil, artık size uymayan bir mesleğe tutunmaya çalışmanız olabilir.
Son olarak, acele karar vermemek de önemli. Sadece kötü bir deneyimden kaçmak için yeni bir işe girmek, sizi aynı döngünün içine geri sokabilir. Bir süre durup düşünmek, hatta gerekiyorsa destek almak, uzun vadede çok daha sağlıklı bir çıkış sağlayabilir.
Kısacası, mesele kendinizi suçlamak ya da tamamen aklamak değil; neyin tekrar ettiğini görmek ve bu sefer farklı bir seçim yapabilmektir.
