Türkiye ve İsrail arasında özellikle İran Savaşı’ndan sonra iyice artan gerilim artık yalnızca siyasi ve ideolojik değil; sonucunu petrolün, gazın ve yeni ticaret yollarının belirleyeceği bölgesel bir hegemonya savaşı.
Zira her iki ülke de enerji merkezi olmak istiyor ve İran Savaşı’nın bunun için yeni fırsatlar doğurduğunu düşünüyor.
Ankara ve Tel Aviv’in Avrupa’nın vazgeçilmez enerji kapısı olma hedefi ve bunun için giriştikleri mücadelenin savaş meydanıysa Doğu Akdeniz’den Hürmüz Boğazı’na uzanan enerji haritası.
Netanyahu’nun savaş sonrası planı
28 Şubat’ta İsrail ve ABD’nin İran’a saldırarak başlattığı savaş şu anda epey kırılgan bir ateşkes aşamasında. Pakistan’ın arabuluculuğunda yürütülen müzakerelerden de henüz somut bir sonuç çıkmadı.
Müzakereler yalnızca İran’ın nükleer amaçlarında değil, savaştan önce dünya petrolünün ve doğalgazının önemli bir bölümünün geçtiği Hürmüz Boğazı’nın durumunda kilitleniyor. ABD, Boğaz’dan geçişlerin savaş öncesi duruma dönmesini istiyor. Savaş sırasında Hürmüz Boğazı’nı kaparak stratejik üstünlük sağlayan İran ise yeni bir düzen kurulmasını ve geçişlerden ücret almayı talep ediyor.
Müzakerelerden ne sonuç çıkacağı net olmasa da mevcut durum küresel enerji sisteminin kırılganlığını on yıllardır görülmemiş bir netlikte ortaya koydu.
Boğaz’ın bir açılıp bir kapanması, gemilere yönelik silahlı müdahaleler ile Hürmüz güvenilir bir güzergah olmaktan çıktı. Piyasalar artık bir alternatif arıyor, kriterler de belli: güvenli, sürdürülebilir ve ne kadar olabilirse o kadar ekonomik.
İşte tam da bu noktada Türkiye ve İsrail dünyanın karşısına birbirine alternatif önerilerle çıkıyor.