Son birkaç yıldır hayatımıza yeni bir kavramın girmediği ay yok neredeyse. Önce narsisizm, ghosting, gaslighting, travma, toksik ilişki, sınır ihlali gibi psikolojik terimler dolaşıma girdi. Duygusal ilişkilerden iş hayatına, sürekli tekrar eden ömür törpüsü desen ve döngüleri kolaylıkla açıklıyor gibi görünen bu tanımları öyle sevdik ki soframızdan eksik etmez olduk.

Geçen yıl, psikolojik jargonun gündelik hayatı nasıl kuşattığı üzerine yazmıştım. Bir süredir herkes travmalıydı, herkes narsistti, herkes toksikti ama kimse “sorumlu” değildi. Karmaşık ilişkiler, kırgınlıklar, hayal kırıklıkları ve sorumluluklar giderek psikolojik bir sözlüğün içinden okunmaya başlanmıştı. İnsanların kendilerini ve başkalarını anlamaya çalışırken başvurduğu dil değişmişti. Dertleşme denen şey bile bir kavram bombardımanına dönüşmüştü. Pratikte pek bir şey değişmiyordu ama şöyle ağız dolu dolu “narsist herif!” demek insanın içinin şişini biraz olsun indirebiliyordu.

Şimdi bu psikolojik jargonun etkilerine hâlâ rastlıyoruz ama bir yandan da başka bir kavram ailesinin yükselişini izliyoruz. Yepyeni bir İngilizce kavram seti açıldı önümüze: Bed rotting, doomscrolling, quiet quitting, soft life, revenge bedtime procrastination… Böyle yastıklı yorganlı bir yatak odası terminolojisi bütün hayatı kuşatmaya başladı. 

Bu kavramların bazıları birkaç ay içinde unutulacak, bazılarıysa kalıcı olacak. Bence esas merak konusu hangilerinin kalıcı olacağı değil. Bu kadar kısa sürede neden bu kadar çok kavrama ihtiyaç duyduğumuz.

Bu dünyada nasıl dayanacağım?

Yıllardır yükselişte olan psikolojik jargonda insanların en yaygın sorusu “Bunu bana kim yaptı?”ydı.

Bugün daha sık duymaya başladığımız sorunun meali ise şöyle: “Bu dünyada nasıl dayanacağım?”

Şimdi buna çare olarak gelişen sallanmalı yuvarlanmalı terminolojiye daha yakından bakalım.