Türk Milli Takımı ümitle ve şevkle gittiği 2026 Dünya Kupası’nda daha ikinci maçının sonunda çıkış kapısının yolunu gördü. Düşünün, turnuvanın henüz dokuzuncu gününde ve oynanacak bir grup maçı daha varken elendi.

Halbuki Türkiye çok da zor gözükmeyen D grubuna düştüğünde beklentiler bambaşkaydı. Grupta Dünya Kupası favorilerinden hiçbiri yoktu. FIFA dünya sıralamasında birbirine yakın dört takımın yer aldığı bir grupta, Türkiye uzmanlara göre liderliğin az farkla da olsa favorisiydi. Hatta Amerikalı analizci Nate Silver kendi hazırladığı PELE sıralamasında Türkiye’yi turnuva öncesi en iyi 14’üncü takım olarak belirlemişti.

Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Türkiye dişine göre iki rakip, Avustralya ve Paraguay karşısında birbirinin benzeri iki maç oynadı. İlk maçta erken, ikinci maçta çok erken bir gol yiyip yenik duruma düşünce geri kalan süreyi skoru kovalayarak geçirdi. Ama belli ki bu skor dezavantajına göre hazırlık yapılmadığından her iki maçta da son derece verimsiz bir oyun tarzı ortaya çıktı. 

Türkiye’nin iki maçta toplam 62 şut çekip gol atamaması en dikkat çekici istatistik oldu. Ancak bunların büyük bölümü, ceza alanı dışından çekilen ve gol beklentisi çok düşük şutlardı. Hatta 62 şutun 27’si 20 metre ve daha uzaktan atılmış anlamsız şutlardı. Bu 62 şuttan ceza alanı içinde sadece dört büyük gol fırsatı yaratılabildi. Genelde istatistikler her iki maçın toplamında 3,9 gol beklentisinden bahsetse de bir diğer analizci Michael Caley’nin düzeltilmiş gol beklentisi hesabı 2,4’te kalıyordu. Kısacası kapalı savunmalara hücum etme prensibi üzerine hiç çalışılmamış, buradan soru gelince de takım sınıfta kalmıştı.