Ekonomi dünyasının zirvesinde şu sıralar epey gürültülü bir kavga var. Bir tarafta taze Nobelli Daron Acemoğlu, karşısında küresel kapitalizmin ağır abisi The Economist.

Dergi, 17 Ağustos’ta Acemoğlu’nu doğrudan hedefe koyan, "dünyanın en nüfuzlu iktisatçısı tuhaf biçimde ikna edicilikten uzak" temalı zehir zemberek bir makale yayımladı.

Acemoğlu’nun buna verdiği cevap ise epey net. 

Yazıyı doğrudan bir itibar suikastı ve tetikçilik olarak niteledi. 

Üstelik "işin arka planında çok daha sıkıntılı bir durum var, zamanı gelince anlatacağım" diyerek meselenin salt akademik bir fikir ayrılığı olmadığını iddia etti.

İyi de bu ne demek? Arka planda kimlerin parmağı var? Dünyanın en saygın ekonomi dergisi ile dünyanın en nüfuzlu iktisatçılarından birini kanlı bıçaklı hale getiren aslında neyin kavgası?

The Economist Acemoğlu için nasıl bir eleştiri yayımladı?

Kavgayı tam olarak okuyabilmek için önce karşıdaki rakibin kim olduğuna bakmak gerekiyor. The Economist sıradan bir dergi değil; küresel kapitalizmin ve serbest piyasa düzeninin en köklü kalelerinden biri.

Derginin 17 Ağustos’taki makalesi tam bir "önce öv, sonra vur" taktiğiyle kurgulanmış. Lafa Acemoğlu’nun dâhiliğini, çalışkanlığını ve harika bir hoca olduğunu uzun uzun anlatarak başlıyorlar. Araya "Kimse onu özensizlikle suçlamıyor" notunu düşmeyi de ihmal etmiyorlar.

Ancak hemen ardından asıl soru geliyor: Acemoğlu’nun bu dokunulmaz itibarı gerçekten sadece akademik başarısıyla mı açıklanabilir? Dergiye göre Acemoğlu’nun şöhreti o kadar büyüdü ki etrafındaki bu hale artık fikirlerinin rasyonel bir süzgeçten geçmesini engelliyor. Kısacası, onu gereğinden fazla büyüttüğümüzü ve artık eleştirel bir gözle bakma vaktinin geldiğini ima ediyorlar. Hatta daha da ileri gidip, Acemoğlu'nun o karmaşık teorilerini aslında daha önce defalarca çuvallamış "popülist" politikalara entelektüel bir kılıf uydurmak için kullandığını öne sürüyorlar.

Eleştirilerin merkezinde ise teknoloji ve devlet müdahalesi var.

Silikon Vadisi’nin "yapay zeka hepimize bolluk getirecek" anlatısını benimseyen dergi, Acemoğlu’nu "işçi sınıfını koruyacağım" derken yeniliklerin önünü kesen aşırı karamsar biri olarak resmediyor. Özellikle Acemoğlu'nun "Devlet piyasayı denetlemeli, sendikalar güçlenmeli" şeklindeki çıkışları, The Economist çizgisi için kabul edilmesi zor fikirler. Onların penceresinden bakıldığında, devletin ekonomiye bu tarz ağır müdahalelerde bulunması çözümden ziyade yeni krizler doğurma riski taşıyor.

Derginin açtığı bu cephe, ekonomi dünyasındaki diğer isimleri de tartışmaya çekti. Johns Hopkins Üniversitesi'nden Prof. Dr. Yuen Yuen Ang, yazıyı gereğinden fazla şahsi bulduğunu belirterek araya çok net bir çizgi çekti. Yıllardır Acemoğlu'nun tezlerine en güçlü itirazları getiren isimlerden biri olmasına rağmen Ang, meselenin kişilerle değil fikirlerle ilgili olması gerektiğini savundu. 

Ona göre Acemoğlu'nun teorisindeki asıl devasa boşluk, hep iddia edildiği gibi Çin'in yükselişini açıklayamaması değil; bizzat Batı'nın kendi kalkınma tarihini doğru okuyamamasıydı.

Tüm bu tartışma aslında basit bir gerçeğin altını çiziyor: Bir iktisatçı klasik liberal reçetelerin dışına çıkıp devletin ve emeğin rolünü vurgulamaya başladığında, ekonomi dünyasındaki o tartışılmaz konumu da yerini yavaş yavaş sert ve sorgulayıcı bir yaklaşıma bırakıyor.