
AK Parti, 24 yıllık iktidarının en zorlu kriziyle karşı karşıya…
Fon krizinde bahsi geçen üst düzey isimlerin hemen hepsinin AK Partililerden veyahut AK Partililerle ilişkili kişilerden oluşması, mağdurların sayısının 455 binden fazla olması toplumda ciddi bir tepkinin doğmasına sebep oluyor.
Kriz patlar patlamaz, AK Parti’den bildik “Kim olursa olsun sonuna kadar gidilecek” açıklamaları yapıldı. Hem hükümet hem de partiden yapılan açıklamalarda, ekonominin tamamını etkilemediğinin altı özellikle çizilerek, olayın kontrol altında olduğu izlenimi verilmeye gayret edildi.
Özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmalarına eklenen “yanlış yapanı temizleme ve yola devam etme” vurgusu da dikkat çekti.
Erdoğan’ın başkanlığında yapılan kriz toplantıları meseleyi ne kadar önemsediğinin göstergesiydi. Hatta bunlardan ilkini, ABD dönüşünde ayağının tozuyla yaptı.
Ama 28 Eylül’deki kabine toplantısı sonrası, Cumhurbaşkanı Erdoğan fon krizine değinirken konuyu yine muhalefete bağlamaktan da geri durmadı:
“İster piyasa manipülasyonu ile ister borsa oyunlarıyla, ister yolsuzlukla her kim milletin hakkına el uzatırsa karşısında bizi bulur, devleti bulur. Bizim kırmızı çizgimiz aziz milletimizdir. Biz ne hak yeriz ne de vatandaşın hakkını yiyenlere izin veririz. Hak yiyenleri savunma yoluna asla gitmeyiz.”
29 Eylül’de ise ekonomi kurmaylarıyla yapılan toplantı sonrası Cumhurbaşkanı Devlet Denetleme Kurulu’nu görevlendirdiğini ve tasfiyesine karar verilen fonlara ilişkin süreci koordine etmek için Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın başkanlığında tam yetkili bir kurul oluşturduklarını söyledi.
1 Ekim’de Saray’a en yakın gazetecilerden Abdülkadir Selvi, AK Parti’nin 6 Ekim Salı günü Meclis Araştırma Komisyonu kurulması için teklif vereceğini yazdı.
İktidar ortağı MHP’nin tepkisi ne oldu?
AK Partili Bakan Kaya’nın “görevden affını” istediği 26 Eylül’de MHP lideri Devlet Bahçeli, Saral ve Şahin ailesi arasındaki 20 yıllık husumeti sonlandırmak üzere makamına davet etmişti.
Bahçeli fon krizine dair sessizliğini birkaç gün sonra, 29 Eylül’de yaptığı yazılı açıklamayla bozdu. “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve hükümetimizin arkasındayız” diyen Bahçeli, meselenin Erdoğan’ı yıpratmaya yönelik bir kampanya olduğunu savundu. Ayrıca finansal piyasaların istikrarının korunması ve küçük yatırımcıların mağdur edilmemesine gerektiğini vurgulayarak sorumluların hukuk önünde hesap vermesi çağrısında bulundu.
İktidara yakın medyada krizi büyütmeme tavrı ve uyarı mesajları
Ancak herkesin aklında aslında benzer sorular var: Ne oldu da bu kriz patladı? Aylardır hatta belki de yıllardır pek çok kişinin bildiği usulsüz işlemlere nasıl göz yumulabildi? İktidara yakın veyahut yakın izlenimi veren birilerinin “olur”u olmadan bu denli büyük meblağların döndüğü işlemler, operasyonlar yapmak mümkün olabilir miydi? Bu kişiler kimlerdi? Muhalefetin iddiaları doğru mu?
Bu sorulara komplo teorilerinin ya da dedikoduların ötesinde yanıt alma ihtimalimiz maalesef bu topraklarda çok düşük.
Ancak iktidara yakın medyadaki bazı yazılardan, sosyal medyada yapılan bazı açıklamalardan kimi senaryolar üretmek mümkün.
Öncelikle iktidara yakın medyada olayı "siyaset üstü" bir mesele olarak sunma, iktidarın kurumsal sorumluluğunu reddetme ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın "hesap sorma" iradesini ön plana çıkarma stratejisi görülüyor.
Ancak skandalın toplumsal karşılığının çok ciddi olduğu ve hafife alınmaması gerektiğine dair bazı yazılar da öne çıkıyor. Bu krizde sonuna kadar gidilmesi ve fon dolandırıcılığına bir şekilde müdahil olmuş AK Parti’ye zarar veren kişilerin hepsinin cezalandırılması gerektiği de ifade ediliyor.
AK Parti eski milletvekili, 2007-2015 yılları arasında Erdoğan’ın metin yazarlığını da yapan Aydın Ünal da yazısında, Erdoğan’a yönelik bir tuzak ihtimaline değiniyor:
“Finans kriziyle, Erdoğan’a yöneltilmesi muhtemel saldırı, tüm diğer öncekilerden farklı: Bu sefer tuzak içerden kurulmuş olabilir; ya da içerden birilerinin hatası, Erdoğan’a tuzak olarak dönebilir.”
Yeni Şafak’ta Ersin Çelik’in yazısı da Ünal’a gönderme yaparak toplumdaki rahatsızlığı görmenin gerekli olduğunun altını çiziyor, olayı hafife almanın çok ciddi sonuçları olabileceğine işaret ediyor:
“İçeride birileri iktidara yakın durarak veya yakın görünerek halkın birikimine çökerse; bunun hesabı ikna edici biçimde sorulmaz, mağduriyetler giderilmez, piyasalara çeki düzen verilmez ve makamların emanet edildiği isimler gözden geçirilmezse çok büyük bir siyasi kırılma olur. Çünkü halkın politikaya olan inancı ağır hasar alır. Özellikle de yeni nesli kimse ikna edemez.
Kaygımın zirve noktası ise şu: Biriken güvensizlik, Ukrayna’da olduğu gibi, siyasetin dışından gelen bir ismin ülkenin başına geçmesinin önünü açabilir.”
AKP eski milletvekili Şamil Tayyar ise fon krizini “finans sektörünün 15 Temmuz’u” olarak tanımlıyor ve "Sistem yıkılmadı ama ağır hasar aldı. 15 Temmuz sonrası nasıl darbe üreten hükümet sisteminde değişikliğe gidildiyse finans sektöründe de sistemik dönüşüme ihtiyaç var, hem de hızlıca. Çünkü toplumsal öfke kabarıyor. Vakit daralıyor" diyor.
Tayyar ayrıca olağanüstü büyük kongre çağrısı da yaptı.
“Bu bağlamda; -Olağanüstü Büyük Kongreyi toplayarak MKYK ve MYK yeniden şekillendirilebilir. -Bakanlar Kurulu revize edilerek yeni bir heyecan ateşi yakılabilir. Fon krizinde ihmali veya sorumluluğu olan bürokratlardan başlayarak bürokraside genel bir değişikliğe gidilebilir.”
Gazeteci Abdülkadir Selvi de 1 Ekim’de “Erdoğan işaret verdi, temizlik geliyor” başlıklı köşeyazısında, AK Partililerin sorumluların bulunup hesap sorulmasını istediklerini hatta kellelerin koparılacağı; partide, bürokraside ve kabinede değişiklik talebinin güçlendiğini yazdı.
“Kol kırılır yen içinde kalır” devri bitti mi?
Şurası kesin, genellikle “Kol kırılır yen içinde kalır” düsturunun hakim olduğu AK Parti çevrelerinde bir kırılma, bir ayrışma var. Bu skandalın patlamasının da iktidar çevreleri arasındaki bir kavgadan ötürü çıktığı da iddialar arasında…
Ankara’da kulaktan kulağa partiden Beştepe’ye kadar birçok AK Partil’nin ismi dolaşıyor ancak bunların hangileri soruşturmaya konu olacak bilinmiyor.
Mesnetli mesnetsiz bin bir söylenti arasında doğruyu bulmak güç, bu nedenle de somut bilgilerin izini sürmek daha güvenilir bir yöntem.
Soruşturmayı yürüten Adalet Bakanı Akın Gürlek ile ilgili olarak Türkiye İşçi Partisi milletvekili Ahmet Şık’ın dile getirdiği iddialar da, AK Parti içinde var olduğu öne sürülen gruplar arası çekişmenin bir işareti olarak değerlendiriliyor.
Gürlek’in eşinin Sermaye Piyasası Kurulu üyesi oluşu ve bu nedenle hakkaniyetli bir soruşturma sürdürülemeyeceğine dair yorumlar da yapılıyor.
Ankara kulislerinde soruşturmanın ilerlemesini ve sönümlenmesini isteyenler arasında ciddi bir mücadele olduğu anlaşılıyor. Ama bu kez tarafların ikisinin de AK Partili olması önemli…
Kriz AK Parti’yi sarsar mı?
Günlerdir pek çok gazeteci bu sorunun yanıtını arıyor.
Krizin AK Parti’yi sarsabileceği, etkilerinin daha uzun süre devam edeceği hemen herkesin kabulü… Ancak bugüne kadar karşılaştığı tüm krizlerin üstesinden gelen Erdoğan’ın bu kez kendi seçmen kitlesini ikna edip edemeyeceğini şimdiden öngörmek güç.
Murat Yetkin’e göre iktidarın önünde iki seçenek var:
“İktidar ya bu krizi gerçekten bir ‘temizlenme’ fırsatı görüp; – Gerçekten kimsenin kayrılmasına izin vermeyecek, – Söz verildiği gibi nereye, kime giderse gitsin yolunu açacak, – TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un “ekonomik güvenlik” saptamasında olduğu gibi yerli ve yabancı yatırımcının zedelenen güvenini kazanma yoluna gidecek.
Ya da parti teşkilatını daha fazla ürkütmeme yanılsamasıyla ; – ‘Temizlik de bir yere kadar’ diyenlere kulak verecek, – AK Parti’den (siyasetçi ya da bürokrat, teknokrat, gazeteci, vb) henüz bizim bilmediğimiz (ama savcıların bildiği) ve çıkması muhtemel isimleri cezalandırmanın muhalefetin işine yarayacağı endişesiyle hareket edecek, – Pansuman tedbirleri ve parlak söylemlerle yangını söndürüp yeni krizlerin seçimden önce patlamaması için dua edecek.”
Soruşturma AK Parti’de nereye kadar uzanabilir?
Fatma Betül Sayan Kaya’dan sonra Hayati Yazıcı’nın oğlunun da soruşturmada adının geçmesi, daha pek çok ismin sırada olduğuna dair söylentiler iktidar kanadında huzursuzluk yaratıyor.
Yürütülen soruşturmanın nerelere gideceği merak konusu. Yeni Parti Sözcüsü Zeynel Emre, skandala adı karışan bakanlık, bakan yardımcılığı, milletvekilliği yapmış isimler olduğunu belirterek iktidara “Bunları siz açıklayın, bize bırakmayın” dedi.
AK Parti’nin kendi içinden de gelen “sonuna kadar gidilsin” mesajları yerini bulacak mı, zaman gösterecek. Ancak bugüne kadarki durum şöyle özetlenebilir.
1 Ekim 2026 itibariyle eski bakan, milletvekili ve AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi hakkında bir gözaltı vs kararı yok, sadece malvarlıklarına dondurma kararı geldi. Önceki gün, Kaya çiftinin 2.2 milyar TL’yi iade ettiğine dair haberler çıksa da doğrulanmadı.
30 Eylül akşamı, bir anda sosyal medyada, AKP Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın oğlu Mustafa Yazıcı’nın da aralarında olduğu 30 ismin malvarlıklarının dondurulduğu haberi paylaşılmaya başlandı. Başsavcılığın yayımladığı belge sosyal medyada dolaşırken, beş saat içerisinde Mustafa Yazıcı dahil beş kişinin malvarlıklarını dondurma kararı kaldırıldı, yurtdışı çıkış yasağı, adli kontrol şartı getirildi.
Muhalefet ne diyor?
Muhalefet partileri Borsa İstanbul’daki sert düşüşten ve SPK’nın 131 fonu tasfiyesinden sonra harekete geçti. Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, 18 Eylül’de uluslararası yasa dışı forex dolandırıcılığı operasyonuna değindi: “Fon kapalı olduğu dönemde 948 kat değer kazanırken parasına para katıp, sonra fonu açarak ellerindeki hisseleri millete çakıp parayı alıp kaçanlar bugün devlet adına açıklama yapmaya başlamışlar. Tera Fon kapalıyken, siz hisseleri yükseltirken o fonda kimlerin hisseleri vardı? Açıklayabiliyor musunuz?"
TİP Milletvekili Ahmet Şık 21 Eylül’de konuyu Meclis’e taşıyan isim oldu ve Hazine Ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in yanıtlaması istemiyle bir soru önergesi verdi. Şık bu önergede Adalet Bakanı Akın Gürlek’in de aralarında bulunduğu bazı isimlerin Tera Portföy’ün TLY kodlu fonunun kapalı olduğu dönemiyle ilişkilerinin araştırılmasını istedi.
Aynı gün İYİ Parti’den de bir açıklama geldi. Parti kurmayları, ekonomi yönetiminin 2025'in sonundan beri bu manipülasyondan haberdar olduğunu ancak zamanında müdahale etmediğini, bu şekilde zararın büyümesine göz yumulduğunu iddia etti.
Fon vurgunu, Yeni Parti’nin Sözcüsü Zeynel Emre’nin ifşası ile boyut değiştirdi. 26 Eylül’de partisinin ilçe kongresinde konuşan Emre, AKP Genel Başkan Yardımcısı ve eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya ile eşi İlyas Kaya’nın dört ayda borsa işlemlerinden milyar liralık kazanç elde ettiğini açıkladı. Emre, tarihleriyle birlikte yapılan işlemleri paylaşırken "Birileri kulağına fısıldamış gibi peş peşe paraları çekmişler" diyerek içeriden bilgi sızdırıldığını (insider trading) vurguladı.
Ortalık yangın yerine dönmüştü. TİP milletvekili Ahmet Şık, 28 Eylül akşamı X’teki paylaşımlarıyla Akın Gürlek, Gürsel Tekin, Süzerler, SPK ve AKP’li iş adamı Davut Yasin Bilen arasındaki ilişkilere dair iddiaları gündeme getirdi. Şık, fon krizinin yanı sıra Gürlek çiftinin Ritz Carlton’da kiraladıklarını iddia ettiği daireye ilişkin sorular da yöneltti.
DEM Parti de 28 Eylül’de fon krizine dair yazılı açıklama yaparak "ülke tarihinin en büyük vurgunlarından ve yolsuzluklarından biri" nitelemesini yaptı. Meselenin birkaç kişiyle sınırlı olmadığını sistemsel bir yağma düzeni olduğunu savunan Parti, kamu kurumlarının sorumluluğuna dikkat çekti.
Bu arada YENİ Parti Milletvekili Murat Emir, Tera Bank'ın varlıklarındaki olağan dışı artışlar ve kredi portföyüne ilişkin Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in yanıtlaması istemiyle 15 soruluk bir önerge verdi.
Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Fatih Erbakan ise ilk tepkisini 29 Eylül’de X hesabından gösterdi: “Bu soygunun siyasi sorumluluğunu kim üstlenecek? Birkaç yandaş aileyi ifşa etmekle bu hesap kapanmaz. 'Sayın Cumhurbaşkanı çok öfkeli' demekle sorumluluk bitiyor mu?!" paylaşımı yaptı. Erbakan, fon krizinin çözümü için Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını istedi.
30 Eylül’de muhalefet partilerinin bir kısmı, vurguna dair basın toplantıları düzenledi.
TİP’in basın toplantısında sözü alan milletvekili Şık, mevcut zararın 20 milyar doların üzerinde olduğunu, bunun altı ay içinde 100 milyar dolara çıkabileceğini Bakanlığın ön gördüğünü belirterek, “Çok daha büyük bir çığ düşeceğini görerek kontrollü bir patlatma yapılmıştır” dedi.
Aynı gün YENİ Parti Genel Başkanı Özel de bir basın toplantısı düzenledi ve ortaya çıkan tabloyu “AK Parti’nin saadet zinciri” olarak nitelendirdi. Özel, Cumhurbaşkanı’na istifa çağrısı yaparken de şunları söyledi: "Hepsi Erdoğan'ın ekibi. Tamamının atamasının altında aynı mürekkep, aynı imza var: Recep Tayyip Erdoğan. Burnunun ucunu göremeyenden, bu işlerden haberi olmayandan cumhurbaşkanı olmaz".
Bir diğer açıklama da Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’dan geldi. “Bir açgözlü çete, kişisel menfaatleri için doymak bilmeyen hırsıyla Türk milletine, Türk ekonomisine ağır zarar vermiştir. Bunlar bir suç şebekesidir. Bunları iş insanı olarak görmemek lazım” diyen Özdağ, parti merkezinde konuyu takip etmek üzere bir komisyon oluşturduklarını açıkladı.
Aynı gün İYİ Parti heyeti, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) binası önüne giderek basın açıklaması yaptı ve ihmali bulunan kamu görevlileri hakkında resmen suç duyurusunda bulundu.
Peki tüm bunlar olurken CHP ne yaptı?
Mahkeme kararıyla CHP Genel Başkanı atanan Kemal Kılıçdaroğlu, X hesabından 27 Eylül'de yaptığı açıklamada, "Vatandaşın yıllarca biriktirdiği alın terinin hesabı sorulmalıdır. SPK, denetim sorumluluğunu nasıl yerine getirdiğini, hangi riski ne zaman gördüğünü ve hangi tedbiri aldığını açıklamalıdır" dedi.
Kılıçdaroğlu’nun başka açıklaması olmadı. Öte yandan CHP Genel Başkan Yardımcısı Cemal Canpolat “7’li borsa çetesi” adını verdikleri fon krizi sorumlularını ilk kez gündemine alan parti olduklarını iddia etti.
