Yıldızlar SSS Holding bünyesindeki Doruk Madencilik işçileri aylardır direnişte. İşçiler ödenmeyen ücretleri, tazminatları ve gasbedilen hakları için yılın ilk aylarında Eskişehir’den Ankara’ya yürüdü.

Yaklaşık dokuz gün süren yürüyüş, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önündeki eylemle devam etti. Verilen taahhütlere rağmen alacaklarını eksiksiz tahsil edemeyen madenciler, şimdi yeniden direnişte. 

Gözaltılar ve müdahalelere rağmen süren mücadelelerinin bir tarafı da aile evlerinde yaşanıyor. İşçiler eylem alanlarında haklarını ararken eşleri borçları, faturaları, çocukların ihtiyaçlarını ve sofrayı düşünüyor. 

Eve girmeyen ücret, büyüyen borçlar ve ertelenen ihtiyaçlar, direnişin ailelerin hayatındaki karşılığını gösteriyor. 

“Mücadeleyi bir çıkış kapısı olarak gördük”

Aynur Özdemir’in eşi de Doruk Madencilik işçilerinden. Eşi ücretsiz izinler nedeniyle yer altında çalışamadığı dönemde farklı işler yapmak zorunda kalmış. Saman ve kütük taşımış, inşaat işçiliği yapmış, yurtdışına gitmiş ancak orada da ücretini alamamış. 

Aynur ise kantinde ve temizlik işlerinde çalışmış, dikiş dikmiş. Kazandığı parayla borçlarını kapatmaya çalışmış ancak faizler nedeniyle borçtan çıkamamış. 

Aynur, bugün sürdürdükleri mücadeleyi aileleri için bir çıkış yolu olarak görüyor. “Hani bir çıkış kapısı, bir ışık olarak gördük biz bunu. Bizim evimize maaş girmiyor. Hiçbir şekilde dönmüyor. Annem, babam, kardeşim üç beş bin lira harçlık şeklinde gönderiyor ama bu pek yeterli olmuyor. Taşıma suyuyla değirmen dönmez. O da her öğün bulunmaz bizde,” diyor. 

Yıllarca çalışarak kurdukları hayatın borçlar nedeniyle ellerinden gitmesinden korktuklarını anlatan Aynur, bir yıl boyunca kazandıklarının büyük bölümünü borçlara yatırdıklarını söylüyor. Ancak ödenen para ana borcu azaltmak yerine faize gidiyor:

“Ana para hâlâ duruyor açıkçası. Biz sadece faizleri ödedik. Yemedik, içmedik. Çoluğumuzdan çocuğumuzdan kıstık. Bir şeylerimizi kaybetmeyelim, bir şeylerimiz elimizden gitmesin diye. Ama başarılı olamadık.” 

Telefonla ulaşamayınca e-nabız’a bakmak

Yokluk çocukların hayatına da yansıyor. Aynur, çocuğunun kendisinden ihtiyaç istemek yerine verilen harçlığı biriktirdiğini anlatıyor: “Benim çocuğum bunu harcamıyor. Biriktirip ‘Eğer yine o dönemde maaşımızı alamazsak kendi ihtiyaçlarımı buradan karşılarım’ diyor. Ona nasıl bir gelecek vereceğim?” 

Evdeki yokluk sofraya da yansıyor. Eşi eylemdeyken yemek yapıp sofraya oturmanın bile kendisine zor geldiğini söyleyen Aynur, “Onlar orada o haldeyken insanın yiyesi içesi de gelmiyor. Ben şu sofraya oturmak istemiyorum. Yemek yapıp da şu sofraya eşim olmadan oturmak istemiyorum,” diyor. 

Eşinin eylem alanlarında gözaltına alınması da Aynur’un kaygısını büyütüyor. Eşinden haber alamadığında telefonundaki konum uygulamasından nerede olduğunu kontrol ediyor. Enerji Bakanlığı önünde olduğunu görmek ona güven veriyor. Ancak telefon kapandığında endişesi büyüyor. 

Bir keresinde eşinin nerede olduğunu öğrenemeyince arkadaşlarını aradığını, ardından e-Nabız üzerinden son hastane kontrollerini kontrol ederek gözaltından çıktığını anladığını anlatıyor. 

Bütün bu kaygılara rağmen eşinin mücadelesiyle gurur duyduğunu belirten Aynur, “Gerçekten çok kötü bir durum. Hani aslında bir nevi gurur da duyuyoruz eşlerimizle. Çünkü bir hak mücadelesi başlatmışlar. ‘Hakkımızı almadan gelmeyiz’ diyorlar,” ifadelerini kullanıyor. 

“Dört ayda bir maaş giren evde ne olur?” 

Sibel Çiftçi’nin evinde de benzer bir bekleyiş var. O da çocuklarıyla parka gidiyor, birlikte vakit geçirerek hem onların hem kendisinin biraz olsun nefes almasını sağlamaya çalışıyor. “Zor bir süreçten geçtik. Yaşamayacağımız şeyler yaşadık. Çocuklarımla genelde vakit geçiriyorum. ‘Hadi gel parka gidelim, hadi gel şuraya gidelim’ diyorum. Çocukların kafası dağılsın, benim de kafam dağılsın diye uğraşıyorum,” diyor. 

Ancak evdeki geçim sıkıntısı, çocuklarla geçirilen zamanın arkasında ağır bir yük olarak duruyor. Maaşın aylarca ödenmediği dönemde mutfağın nasıl döndüğünü anlatan Sibel, “Düşünün, dört ayda bir maaş giren evde ne olur? Dört ayda 10-15 lira yatırıyor, artanı yok. Zeytin, peynir, domates, ekmek yediğim oldu, soğan ekmek bile yediğim oldu. Çocuklarım ‘Anne şunu alalım, bunu alalım’ diyordu, erteliyordum. 3-4 senedir düzenli bir market alışverişim olmadı,” sözleriyle yaşadıkları yoksulluğu anlatıyor. 

Sibel de bu süreçte çalışmak zorunda kalmış. Okullarda iki yıl temizlik görevlisi olarak çalıştığını ancak aldığı ücretin asgari ücretin altında olduğunu söylüyor. Buna rağmen madenden aldığı ücretin kendisi için daha değerli olduğunu belirtiyor: “Madenden aldığım kendi param daha bereketli.” 

Çocukların kaygılı bekleyişi

Maaşların düzensizliği aileyi kredi kartlarına yüklenmeye zorlamış. Nakit para bulamadıkları için ihtiyaçlarını kartlarla karşılayan aile, sonunda borçların altında kalmış. Sibel, “Maaşlar yatmayınca, para gelmeyince, her şeyimiz kartla dönüyor. Artık devamlı karta girmek zorunda kaldık. Nakit hiç yok, bulamazsın. Devamlı kart, kart, çektir, çektir. Yani tabii ki ödeyemedik,” diyor. Borçlar büyüdükçe eve ve arabaya icra gelmiş. Eşi dışarıda ek iş yaparken kayınvalidesi de tarlaya gidip günübirlik çalışmış. 

Sibel için bütün bu sürecin en ağır taraflarından biri ise çocuklarının yaşadığı kaygı. Çocuklarının derslere odaklanamadığını, babalarını düşündüklerini anlatıyor. Çocukların “Anne biz ders yapmayacağız, okumayacağız. Babamızı düşünüyoruz. Babam ne yapıyor? Orada ne yiyor, ne içiyor?” diye sorduklarını söylüyor. 

Sibel, yaşananlara rağmen eşinin yanında olduğunu özellikle vurguluyor: “Bu zorlu süreçte hep yanındaydım. İyi, kötü hep yanındayım eşimin.” 

Çocuklarıyla birlikte eylem alanına gittiğinde eşini o halde görmek ise Sibel’i derinden etkilemiş:

“Eşimi o halde gördüğüm için kendimi tutamadım. Ağlamaktan mahvoldum,” diyor. Ardından yaşananlara ilişkin sorusunu soruyor: “Kendi hakkımız olanı neden bu şekilde alıyoruz? Kendi hakkımız sonuçta. Çalmadık, çökmedik. Hak mı bu, reva mı bu?” 

“Babamla gurur duyuyorum” 

Bu direnişin yükünü yalnızca yetişkinler taşımıyor. Sibel’in kızı Öykü de babasının eve dönmesini bekliyor. Babasını televizyonda gördüğünde üzülüyor, arkadaşları neden eylemde olduğunu sorduğunda “hakkını almak için orada” olduğunu anlatıyor. Kumbarasında biriktirdiği parayı da babası için saklıyor.

Öykü’nün babasından istediği ise büyük bir şey değil: “Onunla vakit geçirmek istiyorum. Onunla böyle televizyon izlemek, oyun oynamak istiyorum. Gelmesini istiyorum.” 

Doruk işçileri eylem alanında aylardır ücretlerini ve diğer haklarını almak için beklerken, evlerinde de başka bir direniş sürüyor. Aynur’un telefon ekranından eşinin konumunu kontrol etmesi, Sibel’in yıllardır düzenli market alışverişi yapamadığını anlatması, Öykü’nün kumbarasında babası için para biriktirmesi aynı mücadelenin evlerdeki yansımasını ortaya koyuyor.

İşçilerin “Hakkımızı almadan gelmeyiz” diyerek sürdürdüğü direniş, artık yalnızca maden sahasında ya da eylem alanında yaşanmıyor. Sofraya konulan yemekten çocukların harçlığına, biriken borçlardan telefon ekranındaki konuma kadar uzanan bir bekleyişe dönüşüyor. İşçiler dışarıda haklarını almak için direnirken, aileleri de evlerinde aynı mücadelenin yükünü taşıyor.

Doruk Madencilik'te ne oldu?

Doruk Madencilik işçilerinin ücretleri ve kazanılmış hakları için mücadelesi aylardır sürüyor. Eskişehir Mihalıççık’taki maden, Yıldızlar SSS Holding bünyesinde faaliyet gösteriyor. İşçiler uzun süredir ücretlerinin düzenli ödenmediğini, zorunlu ücretsiz izin uygulandığını ve kıdem, ihbar, fazla mesai gibi haklarının gasp edildiğini belirtiyor.

İşçiler, yılın ilk aylarında alacaklarının ödenmesi için Mihalıççık’tan Ankara’ya yürüdü. Yaklaşık dokuz gün süren yürüyüşün ardından Ankara’ya ulaşan madenciler, eylemlerini burada sürdürdü. Eylemler sırasında işçiler birçok kez gözaltına alındı.

Direniş sürecinde bakanlıklar ve kamu yetkilileri devreye girerek işçilere ödemelerin yapılacağı konusunda garantör oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ‘Madencilerin alacakları ödendi, sorunları çözüldü’ dedi. Ancak verilen sözlere ve yapılan görüşmelere rağmen ücret ve diğer işçilik alacaklarının bir kısmı ödenmedi. Bunun üzerine işçiler yeniden Ankara’ya gelerek eylemlerini sürdürmeye devam ediyor.

Temmuz ayında Doruk işçilerinin yanı sıra Elazığ’daki Eti Gümüş işçileri de direnişe başladı. Yıldızlar SSS Holding’e bağlı Eti Gümüş işçileri, ücret ve diğer haklarının ödenmemesi üzerine iş bırakarak eyleme geçti. İşçiler, hakları karşılanmazsa Ankara’ya yürüyeceklerini açıkladı. Direnişin ardından şirketle yapılan görüşmeler sonucunda mutabakat sağlandı ancak işçilerin alacaklarına ilişkin sorunlar tamamen çözülmedi.

Bunun üzerine Doruk Maden ve Eti Gümüş işçileri Ankara’da birlikte eylem yapmaya başladı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde sürdürülen eylemlerde polis müdahalesi ve gözaltılar yaşandı. İşçiler 10 günde dört kere, Bağımsız Maden İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır ile Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu beş kere gözaltına alındı.

Madencilerin temel talebi; ödenmeyen ücretlerin, kıdem ve ihbar tazminatlarının ve diğer alacaklarının eksiksiz ödenmesi. İşçiler, hakları karşılanmadan direniş alanlarını terk etmeyeceklerini ifade ediyor.

🦉
Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn abonesi olarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin, tüm içeriklerimize sınırsız erişin ve abonelere özel topluluk etkinlikleri için davetiye alın. Abonelik seçeneklerini inceleyin.
Bağlantı kopyalandı!

Yazan:

Sevim Saylam

Sevim Saylam

Ankara Üniversitesi DTCF Felsefe öğrencisi. Yerel bir gazetede başladığı saha gazeteciliğini Evrensel Gazetesi’nde sürdürüyor. Haber yazımının yanı sıra dijital medya ve video-haber üretiyor; çevre ve toplumsal hareketler üzerine çalışıyor.