Bir ilişkinin kötüye gittiğini ne zaman anlarsınız? Partnerinizle duygusal ya da sosyal olarak paylaşacak bir şeylerinizin kalmadığını anladığınızda mı mesela? Veya aranızdaki ten uyumunun kaybolduğunu fark ettiğinizde mi? Yoksa aradaki bağların koptuğunu içten içe hissetseniz de mutluymuş gibi görünme telaşının baskın geldiği anda mı?
Bu soruları kendinden emin bir şekilde yanıtlamak çok zor elbette. Hele ki hayatın hızla bir rol yapma oyununa dönüştüğü, performans kaygılarımızın tavan yaptığı şu günlerde… Fakat sıklıkla dertsiz başımıza dert alıp, asla tek ve sabit bir cevabı olmayan bu meseleleri sorgularken buluyoruz kendimizi. Ne de olsa insanlık olarak üzerine sayfalarca kitap yazdığımız, sayısız şarkılar bestelediğimiz meselelerin başında geliyor ilişkiler.
Booksmart (2019) ve Don’t Worry Darling (2022) ile oyunculuk kariyerinin yanına yönetmenliği de ekleyen Olivia Wilde, yeni filminin satır aralarına bu soruları gizlemiş. İspanyol yönetmen Cesc Gay’in Sentimental (2020) filminden uyarlanan The Invite, bir akşam yemeğinde buluşan komşu iki çiftin masasına davet ediyor bizleri. Ufak bir mekânda geçen film, hem çok başarılı bir romantik komedi hem de sıkı bir zihin jimnastiği vadediyor. Bize de bu sporu yapmak kalıyor.
Tüm seçenekler masada
Angela (Olivia Wilde) ve Joe (Seth Rogen) dışarıdan bakıldığında sade bir evliliğe, ufak bir eve ve düzenli bir hayata sahip sıradan bir çift olarak karşımıza çıkıyor. Gençliklerinden beri birlikte olan çiftimiz, bir çocuk büyütme sorumluluğu da almış durumda. Kısacası toplumun genel kanısına uygun bir çekirdek aile gibi görünüyorlar. Birbirine sadık, iyi günü de kötü günü de birlikte göğüslemeye yemin etmiş bir ikili.
