“Dünyanın sonunu hayal etmek, kapitalizmin sonunu hayal etmekten daha kolaydır.”
Teorisyen Mark Fisher, 2009’da yayınlanan “Kapitalist Gerçeklik - Başka Alternatif Yok mu?” kitabına, 2024 yılında ölen düşünür Fredric Jameson’ın bu sözünü alıntılayarak başlamıştı.
Kapitalizm, insanlığın büyük kısmının zihninde alternatifsiz bir sistem olduğu illüzyonunu sürdürmeye devam ediyor günümüzde.
Pek çok insan, bu sistemin yıkılmasının ancak küresel bir felaketle mümkün olacağı algısına sahip.
Çevre felaketleri nedeniyle insanlığın yok oluşunu ya da dünyanın sonunu kolaylıkla hayal edebiliyoruz hepimiz. Fakat bu felaketleri tetikleyen küresel politikaların sonlandığını, güç ve özel mülkiyet oburluğunun bittiğini ya da tamamen adil ve işleyen bir toplumsal yapıyı hayal etmekte zorlanıyoruz.
Hoşumuza gitsin ya da gitmesin, umutsuzluğun ve çaresizliğin dayatıldığı, yanılsamalar içerisinde kaybolduğumuz bir post-truth (hakikat sonrası) dönemindeyiz artık. Neyin gerçek neyin kurgu, kimin haklı kimin haksız olduğunu tespit etmek bir yana dursun; bu kavramların bizzat anlamını ve ağırlığını yitirmiş durumdayız. Hâl böyle olunca gerçeklerden çok performanslar öne çıkıyor.
Alejandro González Iñárritu da sekizinci filmi Digger’da kendisine bu meseleleri dert edinmiş. Daha önce acı, tükenmişlik, intikam ve insanın doğa karşısındaki çaresizliği gibi konuları drama türünde ele alan Meksikalı yönetmen, bu sefer dünyayı bu hale getirenleri ve onlara seyirci kalanları hicvediyor.
Kendi yarattığı kıyametin “kurtarıcısı”
Film, petrol baronu Digger Rockwell’in (Tom Cruise) etrafında şekilleniyor. Babadan miras şirketinin sağladığı güç ve servetin etkisiyle, “Dünyanın enerjisini ben sağlıyorum.” minvalinde bir kibre sahip kendisi.
Şirketinin Grönland’daki petrol sondasında başlayan bir sızıntının olası sonuçlarını ve bilim insanlarının ısrarlı uyarılarını bile umursamayacak düzeyde bir kibir bu. Fakat bu sızıntının ufak bir pürüz olduğundan en emin olduğu anda gelen patlama haberi, hikâyedeki kaosun da fitilini ateşliyor. Adadan kopan ve Washington’un beş katı büyüklüğündeki Judy isimli buzul parçasının Avrupa’ya doğru sürüklenmeye başlaması üzerine, Digger ve ABD’li yöneticilerin “kıyameti önleme” çabasını seyrediyoruz. Gelin görün ki Digger’ın haberi aldıktan sonra endişe duyduğu ilk şey katastrofinin kendisi değil, şirketinin hisselerin ne kadar düşeceği oluyor.
Digger, az önce bahsettiğim kapitalist realizmin tam olarak vücut bulduğu bir karakter. O yalnızca çok zengin birisi değil, aynı zamanda kendini alternatifsiz gören ve insanlığın hikâyesindeki başrolü oynama konusunda ısrarcı bir megaloman.
