25 Ekim günü, Sırbistan’daki seçimlerde, tamamen öğrencilerden oluşan Öğrenci Listesi hareketi, partisi 14 yıldır ülkeyi yöneten ve baskıcı bir rejim kuran sağcı popülist lider Aleksandar Vucic’in iktidarına son verdi.

1 Kasım 2024’te bir tren istasyonundaki beton sundurmanın çökmesi sonucu 16 kişinin hayatını kaybetmesi üzerine sokaklara dökülen binlerce gencin protestoları aylar içinde mevcut siyasi düzeni tümüyle reddeden bir harekete dönüştü. 

Pazar günü yapılan rekor katılımlı erken seçimlerde, Öğrenci Listesi oyların yüzde 52’sini aldı. Herkes bu gençlerin nasıl böyle bir siyasi harekete dönüştüğünü, hiçbir öğrencinin bizzat yer almadığı ama adayları belirlediği seçimlerde demokratik katılım sürecini nasıl işlettiklerini, kutuplaşmanın çok güçlü olduğu Sırbistan’da nasıl bir arada kaldıklarını, devletin ve medyanın tüm imkanlarını kullanan iktidarı ve ayrıca yerleşik muhalefet partilerini nasıl geride bıraktıklarını merak ediyor. 

Tüm bu soruları, demokratik gerilemeyi aşmaya yönelik çalışmaları için Sırbistan’da da araştırmalar yapan, Öğrenci Listesi’nden gençlerle de görüşmeler yapmış siyaset bilimci Prof. Dr. Murat Somer ile konuştuk.

Görünen o ki Öğrenci Listesi’ni iktidara götüren yolda, her şey Kasım 2024’te tren istasyonundaki kazaya karşı tepkilerle başladı. Peki protestolar nasıl ülke çapında yaygınlaşabildi?

Bunu tam olarak açıklayabilmek için daha öğrenmemiz gereken çok şey var. Ama şunları biliyoruz. Sırp halkının önemli bir bölümü daha önce de gidişatı protesto etmiş ve hesap veren bir yönetim talep etmişti. 2017’de demokratik gerilemeye ve “diktatörlüğe” karşı yürüdüler. Çünkü Vučić seçimleri, Türkiye’de ve başka ülkelerde de olduğu gibi, devlet imkanlarını ve taraftarlarının kontrolüne geçmesini sağladığı medyayı kullanarak, özgür olmayan şekilde kazanmıştı. 

2018-2020 arasında muhalefete yönelik siyasal şiddet ve yolsuzluklara karşı “Ben beş milyondan biriyim” protestoları oldu. Çünkü Vučić, bizde iktidarın Gezi protestoları ve benzer dönemlerdeki "isteseler de istemeseler de” tavrının muadili şekilde, “Beş milyon sokağa çıksa da istediklerini yapmam” demişti. Sırp halkı, 2021-22’de başta bir lityum madeni projesi olmak üzere çevre düşmanı politikaları protesto etti. 2023’te ise iki okulda gerçekleşen silahlı saldırı üzerine “şiddete karşı Sırbistan” gösterileriyle okullardaki güvenlik sorunlarının çözülmesini, sorumluların istifa etmesini talep ettiler. 

Tüm bu gösterilerde, son iki yıldır gerçekleşen protestolarda da baskın tema olan yolsuzluklar ile hesap vermeyen ve özgür muhalefeti kısıtlayan yönetime tepki vardı. Ama bunların hiçbiri bir iktidar ve politika değişimini üretememişti. Kutuplaşmayı aşamamış, Vučić ve partisi Sırp İlerici Partisi’ni yenecek olağanüstü siyaseti üretememişti. İktidar toplumu bölmeyi başarmış ve seçimi kazandıracak bir çoğunluğu muhalefetin daha kötü olacağına ikna edebilmişti. Özellikle kalkınma, güvenlik, Kosova meselesi, Rusya ve AB ile ilişkilerde muhalefetten daha iyi olduğu, Sırp çıkarlarını mutedil ama gerçek bir milliyetçilikle savunduğu imajını koruyabilmişti.

Siz bu sene ilkbaharda bir süre bulundunuz ve o dönem bu hareket üzerine çalıştınız. Neler gözlemlediniz? Sırbistan’daki deneyime “olağanüstü demokratik siyaset” diyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız?

Geçen mart ayında bulundum ve tüm parti yetkilileri, gazeteciler, akademisyenler ve öğrenci hareketi temsilcileriyle bir hafta boyunca mülakatlar yaptım. 2024’te de yine konuşmalar ve mülakatlar yapmak için gitmiştim. Demokratik gerileme nasıl aşılır sorusu üzerine birçok ülkeyi ve tabii Türkiye’yi içeren çalışmalarımın bir parçasıydı. Sırbistan, Moldova ve Polonya’yı içeren kısmının ön bulguları geçen yaz yayımlandı.