Kabataslak olarak bir zaman dilimi verecek olursak pandeminin “resmi” olarak bittiğinin açıklandığı andan bugüne, bir ekonomik krizin çok ötesinde günler yaşıyoruz. Gelinen noktada evet yine birliğe ihtiyacımız var; birliğe, binliğe, on binliğe, yüz binliğe ve milyonluğa hatta.
Düşünsenize üç yıl önce kilosunu 30-40 TL bandında aldığımız standart bir beyaz peynir, bugün şarküteri reyonlarında "alarm" takılarak satılıyor.
Bu bir “ekonomik çöküş” değil de nedir?
Kriz, felaket, çöküş… Adına ne dersek diyelim, son birkaç yıldır kötü günler yaşıyoruz. Daha acısı, önümüzdeki dönemde de yaşamayacağımıza dair bir umut kırıntısı dahi yok. Son birkaç senedir yaşıyoruz yaşamasına ama özellikle son günlerde yaşadıklarımız bir başka yönden dikkat çekici.
Neden olduğunu söylemeden, birkaç zam haberi verelim: Trafiğe kayıtlı araç sayısının 34 milyonu geçtiği Türkiye’de akaryakıta, sadece Mart 2026 sekansında toplamda 14 defa zam geldi. Akaryakıta gelen peş peşe zamlar ulaşımdan gıdaya her şeyi domino taşı gibi devirdi elbette. Bir ay önce 400 TL olan bir kilo kıyma, bugün pek çok kasapta 600 TL bandının üzerinde seyrediyor.
Şu an “E bunlar hep oluyor.” diyorsunuz, biliyoruz. Evet, hep oluyor ama son dönemdeki bu zam çılgınlığına karşı, muhalif kesimde dahi, manasız bir sükunet söz konusu. Bu denli yakıcı bir tabloya rağmen sokaktaki bu "derin sessizlik" neyin nesi? Muhalifleri dahi saran bu "kanıksama hâli"ni nasıl açıklamalıyız?
Üç farklı isme “Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?” diye sorduk.
Nazlı Ökten: "Toplumsal düzlemde sükut her zaman ikrardan gelmez"
Galatasaray Üniversitesi Sosyoloji Öğretim Görevlisi Nazlı Ökten, Research İstanbul'un Susam Bülten’de yayınlanan 2026 Nisan kamuoyu araştırmasına göre, yurttaşların yarısından çoğunun geçim sıkıntısının başlıca sorumlusunu hükümetin ekonomik politikaları olarak gördüğünü hatırlattı.
Ökten’e göre bu durumun muhalefete destek olarak yansımamasının çeşitli nedenleri olabilir:
