Fotohane Darkroom, Mardin’de 2024’ten beri göçmen ve dezavantajlı çocuklarla atölyeler yürüten, çocukları fotoğraf sanatıyla buluşturan bir oluşum.
Atölyeler, yerel ve uluslararası gönüllülerin katkılarıyla sürdürülüyor ve düzenli olarak devam ediyor.

Fotohane’nin çalıştığı çocukların çoğu, Mardin’e farklı coğrafyalardan geliyor. Çocuklar birbirinin dilini bilmese de fotoğraf onları konuşmadan da anlaşabilecekleri ortak bir zeminde buluşturuyor.

O yüzden burası yalnızca bir atölye değil, çocukların kendilerini ifade edebildiği bir karşılaşma alanı.
Fotoğraflar ise salt bir görüntü olmanın ötesinde, “ben buradayım” diyen, küçük ama net bir çıktı.

Bağımsız ve esnek bir yapı
Fotohane Darkroom’un kurucu ortaklarından biri, fotoğrafçı Serbest Salih.
Salih, Fotohane Darkroom’un amacının çocuklara kendilerini ifade edebilecekleri yaratıcı ve güvenli bir alan sunmak olduğunu söylüyor:
“Fotohane Darkroom, çocuklarla yaptığımız uzun süreli çalışmaların doğal bir devamı olarak 2024 yılında kuruldu. Çocukların kendi hikâyelerini anlatabilecekleri alanlara büyük bir ihtiyaç olduğunu gördük. Bu yüzden hem bağımsız hem de esnek bir yapı oluşturduk.”


Fotohane Darkroom’un bir diğer kurucu ortağı ise kendi de Mardin Kızıltepeli olan Amar Kılıç. Mardin’de pek çok kültür-sanat projesinin içinde yer aldığını anlatan Kılıç, ”Fotoğraf bizim için bir araç; asıl mesele birlikte üretmek, paylaşmak ve bir arada olmanın gücünü hissetmek. Fotohane’de Çocuklar sadece fotoğrafı öğrenmez… Fotoğrafı yaşar.” diyor.

Neden analog fotoğraf?
Fotohane Darkroom’da çocuklar, yalnızca siyah-beyaz analog fotoğraflar çekiyor.


Amar Kılıç, neden sadece analog fotoğraf tercih edildiğini şu sözlerle anlatıyor:
“Analog fotoğraf yavaşlatır. Beklemeyi, dikkat etmeyi ve sürece güvenmeyi öğretir. Çocuklar için bu çok kıymetli; çünkü her şeyin anında tüketildiği bir çağda, bir görüntünün ortaya çıkmasını sabırla beklemek bambaşka bir deneyim.”


Kılıç, ayrıca karanlık oda sürecinin çocuklara fiziksel ve sihirli bir deneyim sunduğunu da söylüyor:
“Görüntünün kâğıt üzerinde yavaş yavaş belirmesi çocuklar için hâlâ büyüleyici. Bu da onları sürecin içine daha derin çekiyor.”

Serbest Salih’e göre de analog fotoğraf tercihinin ardında bu deneyimin çocuklar için çok daha deneyimsel ve büyülü olması var.
Zaten Salih’i atölyelerde en çok etkileyen anlar da çocukların fotoğraflarını gördükleri ilk an oluyor:

“O şaşkınlık, mutluluk ve gurur! Kendi hikâyelerini anlatmaya başladıkları an, fotoğrafın onlar için bir dile dönüştüğünü görmek inanılmaz bir deneyim.”


Burada fotoğraflar analog olmasının yanı sıra aynı zamanda siyah beyaz da. Renk olmadığı için odak daha çok ışık, gölgeler ve detaylarda.
Kimi zaman bir duvarın dokusu, kimi zaman bir arkadaşın yüzü… Küçük gibi görünen şeyler fotoğrafın merkezine yerleşiyor.

Amar Kılıç, “Çektiğimiz fotoğraflar siyah beyaz olabilir ama biz Fotohane’de rengarenk bir düşün içindeyiz.” diyor.

Ortak bir dil olarak fotoğraf
Mardin, yüzyıllardır farklı dillerin ve hikayelerin iç içe geçtiği çok katmanlı bir kent. Atölye katılımcısı çocuklar da doğal olarak bambaşka kültürlerin ve farklı hikayelerin taşıyıcısı.
Çoğu zaman aynı lisanı bile konuşmuyorlar. Ama paylaştıkları ortak bir dil var: fotoğraf.

Atölyeye ilk kez gelen bir çocuk için her şey biraz yabancı başlıyor: film takmak, makineyi anlamaya çalışmak, ışığı ayarlamak… Hatta bazıları ilk gün ne çekeceğini bile kestiremiyor. Ama süreç ilerledikçe kadrajın içi yavaş yavaş doluyor.


Atölyenin tek işlevi çocuklara yalnızca teknik bir beceri kazandırmak değil. Onlara kendi bakış açılarını ve duygularını ifade edebilecekleri özgür bir alan sağlamak. Ve bu işlev, sadece atölye saatleriyle sınırlı değil. Çünkü gönüllülerin sağladığı ekipmanlar sayesinde çocuklar atölye saatleri dışında da fotoğrafla daha uzun süreli bir ilişki kurabiliyorlar.


Çocukların fotoğrafın her aşamasıyla hemhal olması sosyal ilişkilerine de olumlu yansıyor. Kılıç’a göre, fotoğrafı çekmekten yıkamaya ve basmaya kadar tüm aşamaları deneyimleyen çocuklar, hem üretim sürecini sahipleniyorlar hem de motor becerileri gelişiyor.

“Ünlü olmuş gibi hissettim”
Projenin yaklaşımı, çocukları sadece katılımcı değil, anlatıcı hâline getirmek.
Bu yüzden çekilen fotoğraflar ilk bakışta basit gibi görünse de aslolan ardındaki hikayeler. Yaşadıkları yer, gündelik hayatları, birbirleriyle ilişkileri...
14 yaşındaki atölye katılımcısı Asenat, “En çok neleri çekmekten hoşlanıyorsun?” sorusuna kedi köpek ve kuzu diyor.

Üstelik çocuklar dünyaya bir kameranın ardından bakmaya başlayınca, kendilerine bakışları da değişiyor.
Örneğin atölye katılımcısı Enver (12), kendi çektiği fotoğrafları ilk kez sergide gördüğünde kendini “ünlü olmuş gibi” hissettiğini paylaşıyor.

Umudu izlemek
Amar Kılıç’a göre, bir görüntünün yavaş yavaş ortaya çıkmasını izlemek, umudu izlemekle eşdeğer.
Atölyede çocuklarla her gün küçük mucizelere tanık olduklarını söyleyen Kılıç’ın bir başka umudu ise bu hikâyenin daha çok duyulması ve paylaşılması.

Fotohane Darkroom’un kolektif bir emekle ayakta durduğunu söyleyen Kılıç, malzeme desteği ve gönüllü katkıların da çok kıymetli olduğunu söylüyor. Serbest Salih ise çocukların hikayelerini duymanın ve onlara alan açmanın hepimizin sorumluluğu olduğunu hatırlatıyor:
“Finansal destek sağlayabilir, ikinci el veya sıfır fotoğraf malzemeleri bağışlayabilir ya da gönüllü olarak atölyelerde yer alabilirsiniz. Her katkı, çocukların hayal dünyasını büyütmek için çok değerli.”


Fotohane Darkroom’un karanlık odasının kapısı, yolu Mardin’e düşen herkese açık. Çünkü ekip, “birlikte üretmenin ışığının her zaman karanlıktan daha güçlü olduğuna” inanıyor.

Fayn’ın özgün haber dosyaları, araştırmaları ve görüş yazılarını okurlar mümkün kılıyor. Bizler işimizi severek ve layıkıyla yapmaya çalışıyoruz. Ancak sizler ücretli aboneliğe gönüllü olursanız sürdürebiliriz. Çünkü bağımsız yayıncılık bunu gerektirir. İkna olduysanız detaylar için sizi şuraya alalım.