Bilim, yalnızca yeni bilgiler üretmek için değil, toplumun sağlığını korumak, riskleri görünür kılmak ve halkı doğru bilgiyle buluşturmak için de var. 

Herhangi bir sağlık zararı oluşturan tehdit karşısında bilim insanlarının sessiz kalması etik olarak kabul edilemez. 

Bu etik kural, her zaman geçerlidir de özellikle bebekler, çocuklar, hamileler, yaşlılar ve kronik hastalar gibi kırılgan gruplar söz konusu olduğunda çok daha hassas olmayı gerektirir. Çünkü bu kırılgan gruplar, çevresel tehlikelere ve toksik maddelere yetişkinlerden çok daha açıktır. Organları gelişimini sürdürmektedir, metabolizmaları farklı işler ve maruz kaldıkları etkilerin bedelini çoğu zaman yalnız bugün değil, bütün bir ömür boyunca öderler.

İnandığım değerler bunlar olduğu için çeşitli basın ve yayın organlarında çok sayıda yazı kaleme aldım. 

Bilimsel gerçekler ticari çıkarlarla çatışırsa

Örneğin Covid19 pandemisi esnasında bitkisel ürünlerin satışında meydana gelen büyük artışın yol açabileceği sağlık zararları hakkında da pek çok yazı ve raporda görüş belirttim. O dönemde bol bol kullanılan bitkisel çaylar, kekik, polen gibi ürünlerin oluşturabileceği sağlık risklerine dikkat çektim. 

Halk sağlığını ilgilendiren konularda doğru bilgi üretmek ve bunu kamuoyuyla paylaşmak, akademik bir tercih değil, mesleki ve etik bir sorumluluk bence. Ancak bilimsel gerçekler ticari çıkarlarla çatıştığında, halkı bilgilendirmeye çalışanlar baskıyla, hukuki engellerle ve yıldırma girişimleriyle karşı karşıya kalabiliyor.