ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a saldırarak başlattığı savaşın bedelini dünyada nefes alan ve aşırı zengin olmayan herkes ödemeye devam ediyor. Üstelik uzmanlara bakılırsa, savaş yarın bitse bile birkaç ay daha bu bedeli ödemeye devam edeceğiz. 

Mesela siz, içeride ekonomi yönetiminden de kaynaklanan bazı nedenler olmakla birlikte, böyle giderse daha pahalı domates yiyeceksiniz. Hâlâ yapmaya başlamadıysanız bile yakında taneyle alacaksınız sebze-meyveyi. 

O çok istediğiniz yurtdışı seyahatine de artan uçak bileti fiyatları nedeniyle gidemeyecekseniz muhtemelen. 

Ama en azından Vietnam, Güney Kore ve Tayland’da olduğu gibi zorunlu enerji kısıtlamaları yaşamıyorsunuz, şimdilik. 

Yine de Hindistan’daki bir kol işçisinden, Bangladeş’teki tekstil işçisinden daha az etkileniyor olabilirsiniz ABD ve İsrail’in başlattığı İran Savaşı’ndan. 

Ama eninde sonunda Asya’da giderek güçlenen resesyon sinyalleri sizi de etkileyecek. Zira insanların serbest dolaşımı için her türlü yeni engeli çıkarmakta sakınca görmeyen dünya düzeni, finansın serbest dolaşımı söz konusu olunca hiçbir sınır tanımıyor. Öyle olunca, bir yerde başlayan ekonomik kriz pek orada kalmayıp dünya turuna çıkıyor. 

Zira petrol fiyatları artınca hemen hemen her şeyin fiyatı artıyor; o zaman da talep düşüyor. Talep düşünce üretim azalıyor; bu da istihdamı olumsuz yönde etkiliyor. Özetle, dünya genelinde ekonomik faaliyetler daralıyor. 

Örneğin, savaşın jet yakıtı fiyatlarını iki katına çıkarması nedeniyle büyük havayolları uçuşlarını azalttı. Bu da turizmi ve iş seyahatlerini etkiliyor. Seyahat edilmeyince otellere, restoranlara ve perakende sektörüne yapılan harcamalar da düşüyor.  

Yine de ABD Başkanı Trump’ın sonunu hesap etmeden giriştiği ve her gün birbiriyle çelişkili açıklamalar yaptığı İran Savaşı’nın en ağır ekonomik yükünü, enerji fiyatlarındaki artışı karşılayamayan ve bu maliyetleri dengelemek için destek sağlayacak kaynaklara sahip olmayan yoksul ülkelerin çekeceğini söylemek yanlış olmaz. 

IMF, Afrika’da gıda güvensizliğinin büyük bir tehdit olarak belirdiğini açıkladı bile. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı da Asya-Pasifik bölgesinde milyonlarca insanın çatışma nedeniyle yoksulluğa sürüklenme riskiyle karşı karşıya olduğunu duyurdu.

Fakat zengin ülkeler de rahat değil. 

Örneğin, dünyanın en zengin ülkelerinden biri olan ve toplamda iki trilyon doları aşan varlık fonlarına sahip Birleşik Arap Emirlikleri, füze saldırılarıyla zarar gören gaz sahaları ve Hürmüz Boğazı’ndaki sevkiyatın durması sonrasında ABD’den mali destek talebinde bulundu.

Yüksek enerji fiyatları ve talep daralması endişeleri nedeniyle Japonya’daki otomotiv üreticileri üretimi kıstı. Çin’deki oyuncak fabrikaları da ABD tarifelerinin yarattığı baskıya ek olarak işlerini kaybeden binlerce işçinin tepkisiyle karşı karşıya.

İsviçre Federal Elektrik Komisyonu, önümüzdeki kış doğalgaz açısından belirsizlik yaşayacaklarını söyledi. 

Uluslararası Enerji Kurumu, Körfez’in enerji altyapısındaki hasarın onarılması ve üretimin eski seviyesine dönmesinin iki yıl veya daha uzun sürebileceğini söylüyor.

Reuters’in analistlere dayanarak yaptığı bir habere göre de piyasa artık 2026 için arz açığı bekliyor. Fiyatlar da orta vadede yüksek kalmaya devam edecek. 

Tek mesele petrol değil

Bütün bu sıkıntıların nedeni yalnızca Hürmüz Boğazı’ndan geçemeyen petrol ve doğalgaz değil. İran’ın savaşta tam bir stratejik silaha döndürdüğü Hürmüz Boğazı, başka birçok önemli maddenin de dünyaya dağıtımının yapıldığı bir alan. 

Mesela helyum.