İBB Davası’nın 26. gününde, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan, savunmasında dikkat çeken bir benzetme yaptı. Pehlivan’a göre İBB Davası, Brezilya’da Jair Bolsonaro’nun rakibi Lula’ya karşı düzenlenen “yargı darbesi” modelinden ilham almıştı.

Bundan birkaç gün sonra, CHP Genel Başkanı Özgür Özel de Brezilya’ya atıf yaptı:

“Brezilya'da Lula vardı, Bolsonaro iftira attı, yetmedi Lula'yı hapse attı, yetmedi; oğlunu, avukatını hapse attı. Onları hapse atan yargıcı Adalet Bakanı yaptı. Ne oldu biliyor musunuz? Brezilya, aslanlar gibi içerideki mağdurun arkasında durdu, Lula adaylaştı. Seçimlerde iki kişiden birinin oyunu aldı, şimdi Brezilya Devlet Başkanı. Eninde sonunda arkadaşlarımız çıkacak, Ekrem Başkan çıkacak, o sandık gelecek, Ekrem İmamoğlu cumhurbaşkanı olacak.”

Doğrusu, iktidarın bir yargı darbesi için Brezilya’dan ilham almasına gerek yok. Demokrasiye mahkeme salonlarında ayar verme konusunda kendi tarihimiz ne yazık ki oldukça zengin. Ancak Özel ve Pehlivan’ın vurguladığı nokta önemli: Dünyanın farklı ülkelerinde, otokratik tandanslı aktörler hukuku silahlaştırarak – yani lawfare yoluyla – popüler muhalif liderleri demokratik yarışın dışına itmeye çalışıyor. Brezilya bunun örneklerinden biri.

Brezilya’da neler yaşanmıştı? Hapishaneden yeniden iktidara uzanan Lula Inácio da Silva’nın hikayesi Türkiye’de muhalefete ne ölçüde ışık tutabilir? Ve CHP, İmamoğlu-Lula benzetmesiyle neyi hedefliyor? 

Lula’nın hikayesi

Brezilya’da İşçi Partisi, 2003 yılında eski sanayi işçisi ve sendika yöneticisi Lula’nın başkan seçilmesiyle iktidara gelmişti. Obama’nın “dünyanın en popüler lideri” olarak nitelendirdiği Lula, başarılı geçen iki dönemin ardından 2011 yılında görevi Dilma Rousseff’e devretti. 

Brezilya’nın ilk kadın başkanı Dilma, selefi kadar hünerli bir yönetici değildi; Lula’nın yürüttüğü hassas denge politikalarını sürdürmekte zorlandı. 2014 yılında kıl payı yeniden seçildi ancak derinleşen ekonomik kriz, patlak veren büyük yolsuzluk soruşturması (Lava Jato) ve sağ tandanslı sokak eylemlerinin büyümesiyle başkanlığı ciddi biçimde sarsıldı.

Belki de en kritik adım, 1964–85 arasında Brezilya’yı yöneten askerî rejim dönemini incelemek üzere, o dönemde solcu faaliyetleri nedeniyle işkence görmüş Dilma Rousseff’in öncülüğünde bir Hakikat Komisyonu kurulmasıydı. Ordu, bu girişimi kurumsal imtiyazlarına yönelik bir saldırı olarak algıladı. Generaller; sermaye çevreleri, yargı mensupları ve sağ siyasetçiler ile birleşip İşçi Partisi’ni devirmek için harekete geçti. 

Dilma, 2016 yılında mali tablo hakkında gerçekleri kamudan sakladığı suçlamasıyla Senato tarafından görevden alındı. (Bu dönemde Brezilya–Türkiye benzetmeleri daha çok AKP çevrelerinden geliyor, iki liderin küresel güç odaklarının hedefi olduğu savunuluyordu. O dönem yazdığımız şu yazıda benzetmedeki sorunlara dikkat çekmiştik.) 

Ardından Lava Jato savcıları yolsuzluk soruşturmasını Lula’ya uzandırdı. 2018 seçimleri öncesinde Lula rüşvet aldığı suçlamasıyla hapsedildi. Yüksek Mahkeme, Silahlı Kuvvetlerin baskısı altında cezayı onadı ve Lula, önde götürdüğü başkanlık yarışının dışına itildi. 

Bu müdahale, yükselen aşırı sağın adayı Jair Bolsonaro’nun önünü açtı. Diktatörlük nostaljisiyle bilinen eski asker Bolsonaro, ordunun desteğiyle 2019’da göreve geldi. Lula’yı mahkûm eden yargıç Sergio Moro ise Bolsonaro hükümetinde Adalet Bakanı oldu.