K A T K I L A R I Y L A

Çocuklar için yazan bir yazarsanız, onlarla bir araya geldiğinizde sıklıkla iki istekle karşılaşırsınız. Hikâye anlatmanızı ve bir kitabın içinde olmayı talep ederler. Hemen isimlerini söyleyip yeni yazacağınız kitaba onları da dahil etmenizi rica ederler. Bu her iki istek de kurmaca bir dünyada dolaşma arzusudur ve çocukluğun vazgeçilmezidir.

Bundan tam 164 yıl önce de bu arzu böyleydi. Alice’i düşünün… 4 Temmuz 1862’de Charles Lutwidge Dodgson, bizim bildiğimiz ismiyle Lewis Carroll arkadaşının kızlarını Thames Nehri’nde bir tekne gezintisine çıkardığında, üç çocuk ondan bir öykü anlatmasını istedi. O da kızlardan biri olan Alice hakkında hikâye uydurmaya başladı. Yorulduğunda “Arkası yarın”diyerek öyküyü sonlandıran adam, çocukların yalvarmalarına ve “Yarın şimdiii” diyerek ısrar etmelerine dayanamayıp beş kilometrelik tekne gezintisi boyunca anlatmaya devam etti. Gezinti bitip de evlere dönüldüğünde Alice, Charles Lutwidge Dodgson’dan kendisi için bu hikâyeyi yazmasını istedi. Dodgson, gece boyunca yazdı. Böylelikle Alice Harikalar Ülkesinde doğdu.

Hayali yerler, hayali kahramanlar ve kütüphaneler hakkında en güzel kitapları yazmış olan Alberto Manguel, Alice’in doğumunu edebiyat tarihinde dönüm noktası ve bir mucize olarak nitelendiriyor. Yayımlandığı yıldan bu yana sembolize ettikleri üzerine hâlâ konuşulan bir roman Alice Harikalar Ülkesinde. Dünyanın birçok yerinde illüstratörlerin, ressamların farklı görsel yorumlarıyla özel baskıları yapılmaya devam ediyor. Kitaptaki atmosfer okurlar için ışıltısını yitirmemişe benziyor. Tüm bunları ve hikâyenin tekne gezisinde yaratıldığını düşününce Manguel’in “mucize” deyişine katılmamak imkânsız.

Kurmaca karakterlerin ölümsüzlüğünün bizlerin ölümlü yaşamlarını çekilir, inançlı, dirençli kıldığını görmek edebiyatın en etkileyici yanı belki de. Okudukça onlara bağlanmakla kalmayıp yollarını yolumuz, hayallerini hayallerimiz, dertlerini dertlerimiz belliyoruz. İnsan Alberto Manguel’e bir kez daha hak veriyor: “Biyoloji bize kanlı canlı varlıklardan türemiş olduğumuzu söylüyor ama içten içe biliyoruz ki biz kalem kâğıttan türeme hayaletlerin kızları ve oğullarıyız.”

Okuma zevkini bir kez olsun tatmışların Manguel’e katılacağına eminim. Peki diğerleri? Bilmekten ve faydacı yaklaşımlardan yorgun düşseler de katı yaklaşımlarından ödün vermeyen, edebiyatın hayal etme hakkı olduğunu unutanlar… Onlar edebiyatın ne işe yaradığının peşindeler!

Şimdi yeniden Alice’i düşünün… Küçük bir kız çocuğunun tuhaf giyimli bir tavşanla karşılaşarak onun peşinden tavşan deliğine dalmasıyla başlayan bir hikâyeye nasıl direnilir! Kelimelerle dans edilen (kitabın Tomris Uyar çevirisi okunduğunda demek istediklerim daha iyi anlaşılacak), felsefe ve mantığın kol kola girdiği bir yer... Yaşadığımız dünyaya pek benzemiyor gibi görünen, dikkatli bakınca insanın tüm suçlarının, adaletsiz ve bencil yansımalarının belirdiği bir roman.

Bir gemici dürbünü gibi uzayıp kısalıvermek, gözyaşlarında boğulmak, gülümseyen bir kedi, aynanın içine girebilmek… Edebiyatın faydaları peşinde koşanların kaçırdığı şeylerden sadece birkaçı. Onlar sayfalarda “yarar”  arayadursun, Alice ideolojilerin, dillerin, dinlerin insanların arasına diktiği duvarları gölgede bırakalı çok oldu. 1862’den bu yana kimbilir kaç milyon insan Alice’le birlikte tavşan deliğine daldı.

Alice’i hatırlamama sebep olan kişi altı yaşında. Beni her gördüğünde onun hakkında yazdığım kitabın bitip bitmediğini soruyor. Oysa ben onun hakkında bir kitap yazmıyorum. O öyle düşünüp bir macerada gezinmek istiyor. Sorusunu yanıtlarken her seferinde kitabın henüz bitmediğini ama ona derhal bir roman ya da öykü okuyabileceğimi söylüyorum. Okuyorum ki “kalem kâğıttan türeme” dostları hayal gücünü ve isteklerini kışkırtsın. Büyüdüğünde, edebiyatın, bireyi ve toplumu tahakküm altına alma planlarını altüst edebileceğini görsün.

Okuma saatine başlarken bir parola var aramızda, kurmacanın derin dünyasına adım atmadan önce söylediğimiz bir cümle: İzninizle harikalar ülkesi. Kurmacadan cesareti çalıp yaşadığımız hayata özgürlüğü getirmeyi isteyen nüktedan bir ifade...

Alice Harikalar Ülkesinde ve ikinci kitap Aynanın İçinden Tomris Uyar’ın müthiş çevirisiyle Can Çocuk tarafından yayımlanıyor. Alberto Manguel’in Efsanevi Yaratıklar adlı kitabındaki oyunbaz denemeleri Lâle Akın’ın Türkçeleştirmesiyle Yapı Kredi Yayınları’nca basılıyor.

‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎
‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎
‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎

Yaz tatilinde dünyayı keşfetmek isteyen meraklı çocuklara birbirinden nitelikli üç öneri

İspanya’da “Yılın En İyi Çocuk Kitabı” ödülüne değer görülen ve seçici kurulun, “Her yeni bilgiyle bakış açımızın nasıl da değiştiğini gösteren eşsiz bir okuma deneyimi,” diye nitelendirdiği Keşifler Sokağı, Saliha Nilüfer’in çevirisiyle Redhouse Kidz tarafından yayımlandı. Her gün geçtiğimiz sokaklara felsefe, sanat, tarih ve biyoloji gibi farklı disiplinlerle bakmayı bir oyuna dönüştüren kitap, detaylı çizimleriyle görsel okumanın yanı sıra kent hafızasına dair konuşmanın da kapısını aralıyor. 

Gizli Görev serisinin ilk iki kitabı Bal Avı ile Buz Gaga ise macerayla keşfi bir arada yaşamak isteyen çocuklar için. Jennifer Bell’in yazıp Alice Lickens’ın resimlediği ve Şirin Etik’in çevirisiyle yayımlanan seri, tehlike altındaki ender türlerin peşinde yağmur ormanlarından Antarktika kıtasına uzanıyor. 

Kitapları incelemek için Redhouse Kidz’in web sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Sofrada Birlikte Olmak Şahane, Sula Bozis, Yapı Kredi Yayınları

Sula Bozis’in yemek kültürü hafızasına yaptığı katkılar devam ediyor. İstanbul Rumlarının günlük hayatından ayrıntıların, geleneklerin yer aldığı Sofrada Birlikte Olmak Şahane, 52 menü ve 156’yı aşkın tarif içeriyor. Bozis’in çocukluk ve gençlik anılarında 1950’li, 60’lı, 70’li yılların İstanbul’unu bulmak mümkün. Kitap, eksilerek değişen kent kültürünün de bir belgesi.

Burger, Carol J. Adams, çeviren: Zerin Dirihan, Ayrıntı Yayınları

Carol J. Adams, günlük hayatta sıradan görünen hamburgerin ardındaki endüstriyel hayvancılık, tüketim kültürü, toplumsal cinsiyet ve etik gibi pek çok meseleyi ele alıyor. Vegan feminist bakış açısına sahip yazar, hamburgerin zaman içinde pratik ve ekonomik bir yiyecek olmaktan çıkıp ulusal kimlik ve modern yaşamın simgelerinden biri haline gelişini örneklerle açıklıyor. Adams, veji burgerlerden “bitki bazlı et” yaklaşımlarına kadar uzanan hayvansızlaşma serüvenine de değiniyor. Yazarın Etin Cinsel Politikası kitabını teorik bulanlar Burger’i rahatlıkla okuyacaklar. Gıda ve et tüketimi üzerine eleştirel düşünmek isteyenler için.

YouTube’da edebiyat, kültür sanat ve popüler kültür üzerine izlenebilecek yeni bir kanal yayın hayatına başladı: Penguen Kültür. Gazeteci, yazar Derviş Şentekin’in 1. kaptan, sinema eleştirmeni ve deneyimli kültür sanat gazetecisi Olkan Özyurt’un 2. kaptan olduğu kanal konu çeşitliliğiyle dikkat çekeceğe benziyor. Ekip, edebiyata pozitif ayrımcılık yapacağını açıkça söylüyor. Amaçları sınırlı sayıdaki kültür sanat mecrasını edebiyatçılar lehine genişletmek. Otuzuncu yılını kutlayan Penguen Kitabevi, youtube kanalı projesiyle belli ki dijital alanda da okurların buluşma noktası olma niyetinde.

“Bizde geçinmenin esas kuralı: Evvela çatmak, sonra çalmaktır. Mutlakıyette de budur, meşrutiyette de. Çatılacak makama çatamayan, sıraya girip de çalamayan aç kalır. Daima kanun üstünde ya bir hükümet ya bir cemiyet peyda olur. Su başlarını zorbalar alır. Onlara eyvallah diyerek boyun eğer, kanunu, insaniyeti, insafı, vicdanı çiğneyerek gittikleri yoldan gidersen yaşarsın. Aksi halde geçim kaygısından fırsat bulamazsın.” 

Hüseyin Rahmi Gürpınar, Hakka Sığındık, Everest Yayınları

Kitaplarda tanıştığınız kişileri hatırlar mısınız?

Biriyle tanışmanın sayısız yolu var. Kitap sayfalarında karşılaşmak da bunlardan biri.

Uçlarda yaşamış, ruhsal bir hastalıkla mücadele eden annenin habitatında büyümek ve o karanlık yerden şiir gibi bir metinle dönmek. Bunun adı yitirilmeyen sevgi. Melisa Kesmez yazdı.

Anneyle her şeye rağmen kurulan bağlar
Değişken ruh hali sebebiyle aşırılıklarla dolu, fırtınalı bir hayat yaşamış, çoğunlukla deliliğin sınırlarında gezmiş bir annenin çocuğu olmak... Fransız yazar Violaine Huisman bu hassas konuyu cesaretle ele alıyor, hem de sevgi dilinden hiç ödün vermeden.

Tomris Uyar, edebiyatımızın başına gelen en iyi şeylerden biri. Öykücülüğü, çevirmenliği, denemeleri ve eleştiri yazılarıyla baştan ayağa bir edebiyatçı. Uyar’ın aramızdan ayrılışının üzerinden tam yirmi üç yıl geçti. Figen Şakacı, onun yaşama, edebiyata ve gencecik bir yazar adayına dokunuşunu yazdı.

Tomris’le “Aramızdaki Şey”
Tomris Uyar’ın karşısındayım. Lamartine Caddesi’ndeki evinde. Turgut Uyar öleli taş çatlasa altı yıl olmuş fakat koridorun ucunda her an görüneceği umudu sönmemiş olan o evdeyim. Yüzünde bir ifade. Teybin kayıt düğmesine basıp aramızdaki sehpanın üzerine koyuyorum.
fayn'a abone olun

Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn'ın ücretli aboneleri arasına katılarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin ve tüm içeriklerimize sınırsız erişin. Abonelik seçeneklerini inceleyin.

Bağlantı kopyalandı!

Yazan:

Burcu Aktaş

Burcu Aktaş

Gazeteci, yazar. Gündelik hayatta edebiyatın izlerini süren, olaylara ve insanlara edebiyatın rehberliğinde bakan yazılar yazar. Selim İleri’nin iç dünyasını anlattığı Düşüşten Sonra adlı bir anlatı kitabı ve dört çocuk romanı var. bu.aktas@gmail.com