31 Mart 2024 akşamı sandıklar açılmaya başlanıp sonuçlar belirdikçe tüm CHP’lilerin içinde “Bir sonraki seçimde iktidarız” umudu doğdu. CHP, o yerel seçimlerde yüzde 37,76 oy oranıyla, yüzde 35,48’de kalan AKP’yi geçip birinci parti durumuna geldi.
Ama daha bir yıl dolmadan önce Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptali, hemen ardından CHP’li belediyelere İstanbul’dan yürütülen operasyonlar, Kemal Kılıçdaroğlu’nun kaybedip koltuğunu Özgür Özel’e devrettiği kurultaya yönelik dava ve şimdi de bu davada alınan mutlak butlan kararı…
Mahkeme kararıyla Kılıçdaroğlu yine CHP Genel Merkezi’ndeki koltuğunda, Özgür Özel arkasına aldığı halk kitlesiyle mücadelede… Ama CHP de 103 yaşını doldurmaya az bir zaman kala, bölünme tartışmalarının ortasında.
31 Mart seçimleri CHP için yeni bir umuttu çünkü uzun yıllardır yüzde 25-30 bandına sıkışmış parti yükselişe geçmişti. Üstelik birinci parti olmuştu.
Her ne kadar 2018’de CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce yüzde 30,64; 2023’te de Kemal Kılıçdaroğlu yüzde 44,88 (iki adayın yarıştığı ikinci turda yüzde 47,82) oy almış olsa da partinin sıkıştığı oy bandı değişmiyordu.
31 Mart’taki yerel seçim, daha büyük bir başarının işareti olarak görüldü. Böyle durumlarda kıyaslama genelde 1977 genel seçimleriyle yapılır. O seçimde CHP yüzde 41,4 oy aldı. Bu 1950’den beri CHP’nin aldığı en yüksek oydu.
Peki başarı nasıl gelmişti?
Dünyanın değiştiği yıl: 1945
1945, dünya tarihi için olduğu gibi Türkiye tarihi için de önemli bir kırılma noktası. 8 Mayıs 1945’te II. Dünya Savaşı sona erdi. Yeni bir dünya düzeni kuruluyordu. Türkiye, Stalin’in tehditleri yüzünden kendini Batı bloğuna atmak istiyordu. Bunun yolu da çok partili demokrasiden geçiyordu.
CHP, cumhuriyet kurulduğundan beri tek partili sistemde, tek başına iktidardı.
Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, 19 Mayıs’taki konuşmasında demokrasiye geçiş sözü verdi. Aynı yıl 1 Kasım’da TBMM’de yasama yılı açılırken de “Tek eksiğimiz, hükümet partisinin karşısında bir parti bulunmamasıdır” dedi.
Aslında o eksik, aylardır yine CHP içinde filizleniyordu. Toprak reformuna karşı başlayan tepkileri; Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü’nün tarihe “Dörtlü Takrir” olarak geçen çıkışı izlemişti. Bu süreç, 1946’nın ilk günlerinde yeni bir partinin doğmasına kadar gitti. Bu dört ismin öncülüğündeki o parti, 1950’de iktidarı devralacak olan Demokrat Parti’ydi.

Kim sol, kim sağ?
7 Ocak 1946 tarihi önemli. O gün, Demokrat Parti’nin (DP) kuruluş dilekçesi İçişleri Bakanlığı’na verildi. Aynı gün partinin dört kurucusu basın toplantısı düzenledi. Gazetecilerden gelen sorulardan biri, “Yeni partinin CHP’ye nazaran yeri neresidir?” oldu. Bayar, “Demokrattır” dedi, Adnan Menderes, “Belki iki parmak daha soldadır” diye ekledi. Ama tarih böyle akmadı. DP ve sonrasında süren geleneği siyasi yelpazenin sağında kaldı.
CHP’nin sola geçişindeyse sonraki yıllarda Demokrat Parti’den kopacak bir grubun etkisi büyük olacaktı.
İktidar baskısı altındaki CHP
1946 seçimi, açık oy gizli tasnif gibi ucube bir yöntemle yapıldı. Hileli bir seçim olarak tarihe geçti. CHP dört yıl daha iktidarda kaldı.
1950’de seçim sistemi de değişti, iktidar da. Cumhuriyet kurulduktan 27 yıl sonra ilk kez farklı bir parti, Demokrat Parti iktidardaydı. DP, 1954 seçiminde de yüzde 56 oy aldı. Seçim sisteminin de etkisiyle parlamentodaki her 100 milletvekilinden 93’ü DP’liydi. Menderes, gücünün zirvesindeydi ve bunu muhalefet üzerindeki baskıları artırmak için de kullanmaktan çekinmeyecekti.
İnönü’nün kalesi Malatya ikiye bölündü, Adıyaman kuruldu. İktidarın önemli muhalifi Osman Bölükbaşı’yı milletvekili seçen Kırşehir bir kanunla ilçe haline getirildi. Çeşitli düzenlemelerle muhalefetin sesi kısılmaya başlandı. Bunları eleştiren gazeteciler tutuklandı. Bu sırada yolsuzluk iddiaları da gündeme geldi. İşte CHP’nin ileriki yıllardaki politikalarını etkileyecek grup da o günlerde ortaya çıkan “ispat hakkı” tartışmasıyla DP’den koptu.
