20 Eylül'de Berlinliler kenti kimin yöneteceğini seçmek için sandık başındaydı. Barınma ve geçim krizinin gölgesinde geçen eyalet seçimlerini, oylarını ikiye katlayan Sol Parti'nin Türkiye kökenli adayı Elif Eralp kazandı. 

Sandıktan birinci çıkan Eralp zafer konuşmasıyla Berlinlilere teşekkür ederken, kentin ilk göçmen belediye başkanı olmaya da hiç olmadığı kadar yakın.  

Fayn, bu eşikten sadece iki hafta önce Elif Eralp'in kendi sahasında, Berlin'in köklü işçi mahallesi Wedding'deki bir gençlik merkezindeydi.

Berlin’de Türk aday Elif Eralp, Mamdani gibi bir rüzgar estirir mi?
Berlin 20 Eylül’de seçime gidiyor. Sol Parti’nin başbakan adayı Elif Eralp kazanırsa, Almanya’da eyalet yöneten ikinci Türk kökenli isim olacak. Fayn olarak emlak devlerine savaş açan Eralp’i köklü işçi mahallesi Wedding’de dinledik. Peki Elif Eralp kim, nereden geliyor ve ne vaat ediyor?

Gençlerin, 12 Eylül sürgünlerinin ve yarım asır önce buraya gelen ilk kuşak misafir işçilerin yan yana oturduğu akşamda Elif Eralp'in hikayesini, hedeflerini ve kente dair mesajlarını bizzat kendisinden dinlemiştik.

12 Eylül’den Berlin'e

İki çocuk annesi bir hukukçu olan Elif Eralp'in hikâyesi 12 Eylül 1980 askerî darbesiyle başlıyor. Annesi Adanalı bir yüksek hemşire, babası Kayserili bir doktor. İkisi de sendikacı, ikisi de solcu. Darbenin getirdiği siyasi baskılar nedeniyle Almanya'ya göç etmek zorunda kalıyorlar.

Annesi ona hamileyken ulaşıyor Münih'e. Uluslararası Af Örgütü'nün desteğiyle Almanya'ya sığınıyorlar. 1981'de Münih'te doğan Eralp'in çocukluğu önce Dortmund, ardından Hamburg yollarında geçiyor.

"Beni siyasete götüren, ailemin ve benim bizzat yaşadıklarım oldu," diyor.

O dönem tırmanan ırkçılığı, annesiyle katıldıkları yürüyüşleri ve çocukken annesine sorduğu soruyu unutmuyor:

"Sırf Türkiye'den geldiğimiz için bizi de mi öldürecekler?"

Sokakla tanışması on yaşında başlıyor. Kiralık evlerinin garajında bir çevre kulübü kurup arkadaşlarıyla afişler asıyor. Yıllar sonra Hamburg ve Gorleben'deki nükleer karşıtı eylemlerde buluyor kendini. Hukuk eğitiminin ardından 2010'da Berlin'e yerleşiyor ve Sol Parti meclis grubuna hukuk danışmanı olarak giriyor.

Partiye resmî üyeliğinin tarihi 2017. Siyasette doğrudan vitrine çıkma kararı ise 2020 yılında Hanau'da gerçekleştirilen ırkçı katliamın hemen sonrasına denk geliyor. 2021'de Berlin Eyalet Meclisi'ne seçildikten sonrası hızlı bir tırmanış. Geçen kasım ayında da başbakan adayı ilan ediliyor.

Sol Parti tarihinde bu göreve talip olan ve kazanan ilk göçmen kökenli kadın o.

Kira mafyasına karşı

Kampanyasının omurgası konut.

Tek başına yüz binlerce konutu kontrol eden, borsada işlem gören ve Berlin'i dev bir şantiyeye çeviren Vonovia, Deutsche Wohnen ve Heimstaden gibi emlak devleri kira artışlarından milyonlarca euro kazanıyor. Sadece 2026'da dağıtacakları temettü bir milyar euronun üzerinde. Bugün her şeyden önce bu şehirde kirada oturan bir Berlinli olan Eralp'in buna karşı çözümü net: Bu şirketler kamulaştırılmalı.

Aslında bu talep yeni değil. 2021'deki halk oylamasında Berlinlilerin yaklaşık yüzde 60'ı kamulaştırmaya "evet" dedi ama karar bugüne kadar uygulanmadı. Eralp'in hedefi tam 220 bin daireyi bu yolla kamuya geçirmek.

Sol Parti'nin programında atılacak başka adımlar da var. Mahkemelerin “eyalet yetkisini aşıyor” diyerek iptal ettiği, Berlin'deki kira artışlarını durdurup tavan fiyat getiren meşhur Mietendeckel, yani kira dondurma uygulamasını yeniden hayata geçirmek, on yılda 70 bin yeni sosyal konut inşa etmek ve yaşlılarla yalnız yaşayanlar için üç euroya mahalle kantinleri kurmak.

Tüm bu hedeflerin ardındaki vizyon belli. Eralp'in deyimiyle: Kızıl Belediye Sarayı artık gerçekten kızıl olmalı.

Göçmenler ve AfD paradoksu

Berlin nüfusunun yaklaşık yüzde 40'ı göçmen. Eralp, Ortadoğulu göçmenler arasında yüzde 30 destekle birinci parti olduklarını hatırlatıyor. Talebi net, şehirde beş yıl yaşayan herkese yerel seçimlerde oy hakkı tanınmalı:

"Benim babamın da oy hakkı yok. Bu şehirde yaşayıp hayatını kuran ama seçme ve seçilme hakkından mahrum bırakılan devasa bir kitle var."

Eralp, haziran ayında Berlin-Brandenburg Türkiye Toplumu'nu (TBB) ziyaret edip oy hakkını ve Berlin anayasasından "ırk" kavramının çıkarılmasını savunmuştu.

Röportajlarında Türkiye'yi ikinci memleketi olarak gördüğünü, Tarkan ve doksanlar Türkçe pop dinlediğini, Türk yemeklerini özlediğini anlatıyor. Haliyle 20 Eylül gecesi kampanya merkezindeki zafer kutlamasının fonunda da yine Tarkan vardı. Hatta Türkiye İşçi Partisi (TİP) Almanya örgütü de onun için kapı kapı dolaşıp destek topladı. Kısacası o, hem Berlin meclisinde bir Alman siyasetçi hem de göçmenlerin, solcuların ve sokak muhalefetinin merkezi Kreuzberg’in mahalleden tanıdığı, kendinden biri saydığı bir isim.

Peki sokaktaki hava buyken, nasıl oluyor da göçmen kökenliler bile aşırı sağcı AfD'ye yönelebiliyor? Eralp bu çelişkiyi tarihsel bir empati yoksunluğuna bağlıyor:

"Türkiyeli göçmenler de 'Her şey çok kötü, daha fazla yabancı geliyor ve durum daha da kötüleşiyor' deyip AfD'ye yönelebiliyor. Oysa biz bu dışlanmayı bizzat yaşadık, zamanında Almanlar da bizim için aynı cümleleri kuruyordu. Savaştan, kötü şartlardan kaçan o insanların da buraya sığınma hakkı var. AfD temelde sadece zenginlerin çıkarlarını savunan bir parti. Biz çocuk yardımlarını, asgari ücreti artırmayı veya kiralara sınır getirmeyi istediğimizde ilk karşı çıkanlar onlar oluyor. İşin trajik tarafı, AfD'ye oy verenlerin aslında sosyoekonomik olarak en dezavantajlı kesim olması."

Kutuplaşmanın ortasında

Eralp'in Ortadoğu duruşu ise temkinli bir hatta ilerliyor. Berlin'in Avrupa'daki en büyük Filistinli topluluğuna ev sahipliği yaptığını hatırlatıp Gazze ve Lübnan'da yaşayan ve tehdit altındaki insanlar için kabul programı istiyor. Daha önce, seçilirse Berlin ile Ramallah arasında kardeş şehir ilişkisi kurmayı hedeflediğini de açıklamıştı.

Bu önerisini, Berlin'in Tel Aviv ile mevcut kardeş şehir bağına ek bir adım, iki toplumu da gözeten bir denge olarak sunuyor.

Partisinin Aşağı Saksonya teşkilatı geçen mart ayında İsrail'i sömürgeci bir proje ilan eden, Gazze için soykırım ve apartheid ifadelerini kullanan Siyonizm karşıtı bir karar kabul etti. Eralp buna açıkça karşı çıkmaktan geri durmuyor.

Konu Netanyahu'nun olası Berlin ziyaretine geldiğinde ise tavrı oldukça net. İsrail Başbakanı'nın Berlin'e gelmesi durumunda tutuklanması gerektiğini açıkça dile getiriyor. Ona göre Almanya, Uluslararası Ceza Mahkemesi kararlarına kayıtsız şartsız uymak zorunda ve Rusya eleştirilirken İsrail'e aynı mesafeden bakılmaması büyük bir çifte standart.

New York'tan ilham

Eralp kendi çıkışını, New York'ta belediye başkanlığını kazanan Zohran Mamdani ile yan yana koymaktan da çekinmiyor. Hatta kasım ayında onun zaferini yorumlarken “Solcu bir aday New York'ta kazanabiliyorsa Berlin'de de kazanabilir,” demişti.

Toplantıda sol dalganın dünya genelinde büyük şehirlerde kendini gösterirken federal düzeyde neden bu kadar etkisiz kaldığı sorulduğunda Eralp'in analizi oldukça pragmatik:

"Federal düzeyde sol partilere yönelik köklü bir güvensizlik var. Almanya; Avrupa Birliği ve NATO gibi devasa küresel sistemlerin organik bir parçası. Bizim bu yapısal kuralları kısa vadede değiştirmemiz çok güç. Mamdani'nin New York'ta açtığı yol da tam olarak bu: Yerel yönetimlerde güçlenip, oradan federal düzeye doğru büyümek."

Kafasındaki plan, merkezi hükümetin karşısında diyalektik bir güç olarak yerel yönetimi konumlandırmak.

Sandığın mesajı 

20 Eylül'de sandıklarda ortaya çıkan tablo, Eralp'in stratejisinin Berlinliler tarafında karşılık bulduğunu gösterdi. 

İlk verilere göre Sol Parti, oylarını 2023'e kıyasla ikiye katlayarak yüzde 26 bandına taşıdı ve tarihinde ilk kez kentin en güçlü siyasi aktörü oldu.  

Bu sıçramanın arkasındaki asıl güç ise gençler. 

Sandık çıkış anketlerine göre 35 yaş altı seçmenin neredeyse yarısı tercihini Sol Parti'den yana kullandı. 

Almanya Şansölyesi Merz'in partisi Hristiyan Demokratlar (CDU) sekiz puanlık devasa bir kayıpla yüzde 20'lere gerilerken, Sosyal Demokratlar (SPD) yüzde 12 ile tarihi bir dip gördü. Yeşiller yüzde 15 bandında kalırken, aşırı sağcı AfD yüzde 15'i aşarak ülkenin geri kalanında olduğu gibi Berlin'de de güç kazandı.

Belli ki seçmen, barınma ve geçim krizlerinin ortasında bildiğimiz ılımlı, "güvenli" merkeze artık tahammül edemiyor. 

Faturayı ya doğrudan emlak devlerine kesip radikal sola meylediyor ya da göçmenlere kesip aşırı sağa yöneliyorlar. Siyasetin ortası buharlaşıyor.

Eralp zafer gecesi yaptığı konuşmada bu boşluğa nasıl talip olduklarını şu sözlerle aktardı: "Bugünden itibaren Berlin'imizi birlikte değiştiriyor, daha iyi bir yer haline getiriyoruz. Şehrimizde sevgi ve adalet nefrete galip geldi; bu tüm dünyaya gönderilecek bir mesajdır."

Almanya'daki değişmez siyasete karşı mesajı ise net: "Senin benim gibilerin belediye başkanı olamayacağına dair bir kural yok. Nereden geldiğine, neye inandığına, kimi sevdiğine veya ne kadar kazandığına bakılmaksızın herkes onuruyla yaşamayı hak ediyor."

Konuşmasında Berlin'de ona en çok destek olan, Türkiye’den göç etmiş on binlerce kişiyi de unutmadı, kapanışı Türkçe yaptı: "Tarih yazdık arkadaşlar!"

Koalisyon denklemi

Eralp'in eyalet başbakanlığına giden yolda son ve büyük bir engel var.

Berlin aynı zamanda bir eyalet. Halk aslında eyalet meclisi üyelerini seçti, eyalet başbakanını da bu meclis belirleyecek. 159 sandalyeli mecliste Eralp'in koltuğa oturabilmesi için en az 80 vekilin onayına ihtiyacı var. Bunun yolu da Yeşiller ve Sosyal Demokratlarla masaya oturup koalisyon kurmaktan geçiyor.

Eğer bu üçlü uzlaşamazsa, ihtimali düşük olsa da matematiksel bir senaryo daha masada duruyor: Hristiyan Demokratlar, Yeşiller ve Sosyal Demokratlar bir araya gelip Eralp'i ve partisini tamamen devre dışı bırakabilir.

Zaten Eralp'in zaferinin hemen ardından İsrail yanlısı çevrelerin "antisemitler geliyor" tepkisi vermesi ve Yeşiller liderinin antisemitizm açıklaması yapması tesadüf değil. 

Amaç, Sol Parti'nin dışlandığı bu alternatif senaryoyu diri tutmak.

Son olarak yine Türkiye kökenli Hristiyan Demokrat Bakan Serap Güler de X üzerinden yaptığı açıklamada Elif Eralp ve partisini Yahudi karşıtlığı ile suçladı. 

Kısacası Berlin'de dengeler altüst olmuş durumda.

Darbe mağduru bir ailenin kızından Almanya'nın en büyük eyaletlerinden birinin başbakanlığına doğru yaptığı hamle, göçmen kökenli siyasetin Almanya'da geldiği noktayı gösteriyor. 

Şimdi gözler, kentin ve Eralp'in kaderini belirleyecek çetin koalisyon masasında.

🦉
Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn abonesi olarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin, tüm içeriklerimize sınırsız erişin ve abonelere özel topluluk etkinlikleri için davetiye alın. Abonelik seçeneklerini inceleyin.
Bağlantı kopyalandı!

Yazan:

Okan Dülger

Okan Dülger

Koç Üniversitesinde Tarih ve Uluslararası İlişkiler bölümlerini bitirdi. Berlin’de yüksek lisans eğitimini sürdürmektedir.