Kadir İnanır’ın vasiyeti, filmlerinden birinin senaryosunu andıran bir aile tartışmasıyla gündeme geldi. Hayat arkadaşı, itiraz eden yeğen, mal varlığı, telif hakları ve insan hakları kuruluşları… Oyuncunun geride bıraktıkları, bir kez daha memleketin hem magazin hem siyaset sayfalarında kendine yer buldu.

İnanır ve Jülide Kural’ın avukatı Bişar Abdi Alınak’ın açıklamasına göre sanatçı, 2022 yılında hazırlattığı vasiyetinde otomobillerini, gayrimenkullerdeki haklarını, banka hesaplarını, koleksiyonlarını ve telif haklarını uzun yıllardır hayat arkadaşlığı yaptığı Kural’a bırakıyor. Mirasın açıldığı tarihte Kural’ın hayatta olmaması durumunda ise bütün mirasının İnsan Hakları Derneği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı ve Nesin Vakfı arasında eşit olarak paylaşılmasını istiyor. Kuruluşlara ilişkin düzenleme, gerçekleşmiş bir bağıştan ziyade koşula bağlı bir miras bırakma isteği.

Bu tercihe itiraz eden yeğen Levent İnanır da kameraların yabancısı değil. Asıl soyadı Arıca olan oyuncu, kendi anlatımına göre çocuk yaşta dayısıyla yaşamaya başlamak üzere İstanbul’a geliyor ve sinemaya adım atıyor. Kadir dayısının isteği üzerine onun soyadıyla tanınıyor. Şarkıcı Soner Arıca, futbolcu ve teknik direktör Erdoğan Arıca, kısa bir dönem mankenlik ve şarkıcılık yapan ikiz kardeşler Hüseyin ve Cevahir Önder de aynı ailenin diğer şöhretli üyeleri. Ailenin fotoğraf albümü, küçük çaplı bir sanat ve spor yıllığı kıvamında.

Levent İnanır’ın vasiyete ilişkin açıklamalarında ekonomik paylaşımın yanında aile içindeki saygı düzeni de öne çıkıyor. Yeğenleri dayılarına gösterdiği bağlılığı anlatırken “biat” kelimesini kullanıyor. İnanır’ın iradesine ilişkin itirazlarını dile getiriyor; avukatı ise vasiyetin sağlık raporu alınarak, tanıklar huzurunda düzenlendiğini belirtiyor. Vasiyetin okunacağı duruşma 17 Aralık 2026’da.

Fotoroman prensinden erkeklik doktrinine 

Kadir İnanır’ın ailesindeki otoritesini bile perdedeki kişiliğinden bağımsız konuşmak zor. Türkiye’de bazı yıldızlar rollerini bitirdikten sonra kostümlerini çıkarabiliyor. Bazılarının kostümü ise zamanla tenine yapışıyor.

Peki masum ve yakışıklı bir fotoroman prensi nasıl oluyor da adı bir erkeklik doktrinine dönüşen bu adama evriliyor?

1949 yılında Fatsa’da, kalabalık bir ailenin en küçük çocuğu olarak dünyaya gelen Kadir’in çocukluk çevresinde başka bir müstakbel yıldız daha bulunuyor: Ali Poyrazoğlu. Poyrazoğlu ailesinin eczanesiyle İnanır ailesinin şekerci dükkânı yan yana. İkilinin çocukluk anılarında dondurma aşırmak da var. Henüz Kadirizm’in kurulmadığı, otoritenin şekerci baba tarafından temsil edildiği, insülin seviyesi yüksek günler bunlar.

Fatsa, ilerleyen yıllarda Türkiye’nin siyasi hafızasına da yerleşiyor. Terzi Fikri olarak tanınan sosyalist belediye başkanı Fikri Sönmez’in 1979’da başlattığı, halkın yönetime katılımını esas alan belediyecilik deneyimi, 1980’de Nokta Operasyonu’yla sona erdiriliyor. Şehir, solun hafızasında dayanışmanın ve devlet şiddetinin simgelerinden birine dönüşüyor.

İnanır’ın siyasi tutumunu doğduğu yerden otomatik olarak türetmek mümkün değil. Ancak Fatsalı kimliğini sürekli sahiplenen bir yıldızın, sonraki yıllarda barış ve insan hakları konusunda aldığı tavrı konuşurken bu memleketin hafızasını hesaba katmak gerekiyor. Karadenizli sert erkek kalıbına kolayca yerleştirilen İnanır’ın geldiği yerde, başka türlü bir siyaset ve dayanışma hikâyesi de bulunuyor.

İstanbul’da yatılı okuduğu Haydarpaşa Lisesi’nin ardından yıldızlığa uzanan yol, önce dergi ve gazete sayfalarından geçiyor. Ses dergisinin meşhur kapak yıldızı yarışmasında finale kalan genç Kadir, 1968’de nihayet şöhret kapısını aralıyor ve Saklambaç gazetesinin Fotoroman Artisti Yarışması’nı kazanıyor.

Dönemin fotoroman furyası, fotojenik yüzler için başlı başına bir iş sahası. Sinemanın hareketli görüntüsünden önce donmuş karelerde aşk yaşayan, acı çeken ve uzaklara bakan bu genç adamın en önemli sermayesi yüzü. 

Yarışmanın büyük ödülü, Bağdat Yolu isimli fotoromanda ünlü assolist Sevim Tuna’ya eşlik eden esas oğlan olarak poz kesmek. Ülkenin en yüksek tirajlı magazin yayınlarından birinde her gün boy gösterecek olmanın sevincini yaşayan genç yıldız adayı, okuyucuya tanıtıldığı ilk haberde “Türkiye’nin Alain Delon’u” olmak istediğini ifade ediyor.