Açgözlü olmayı sınıftan, gelirden, geçmişten, güvenceden bağımsız bir karakter özelliği olarak düşünmeye alışığız. “Her şeyi var ama doymadı gitti” diyerek kınadıklarımız da var, “Yiyecek ekmeği yok ama elini açıp bir şey istemez” diyerek övdüğümüz insanlar da. 

“Kaç param olsa, bir daha çalışmak zorunda kalmam?” sorusunu aklımızdan geçirirken yakalıyoruz bazen kendimizi. 

Sürekli daha fazlasını arzulamaya kışkırtıldığımız bir dünyada, boyumuzu aşan arzularımız açgözlülük diye ayıplanıyor. Oysa ne kadar çabalarsak çabalayalım, en temel ihtiyaçlarımızı bile karşılamakta zorlanıyoruz. Daha fazlasını istemek ayıplanıyor ama kazandıklarımız da bir türlü yetmiyor.

Ama galiba en ilginç olan, her şeye sahip olanların da yetinememesi.

“En zenginlerin” de mutsuz olduğu sık sık gündeme geliyor. Birkaç ayda bir, ultra zengin birileri çıkıp yalı sahibi olmanın, her istediğini satın alabilmenin, etrafında çok fazla insan bulunmasının dezavantajlarından söz ediyor. Zenginliğin de kendine göre dertleri olduğunu öğreniyoruz. Bir de üstüne, daha önce adı yolsuzluk iddialarıyla anılmış eski bir milletvekilinin viral olan videosu var. “Allah kimini varlıkla, kimini yoklukla imtihan eder” diyor. İster istemez, geçinemeyen kalabalıkların aklından aynı düşünce geçiyor: Biraz  biz de varlıkla imtihan olsak ya?