Alman siyaset bilimci Ulrich Beck, 1990’ların sonunda siyaset kurumlarının değişime ayak uyduramamalarını “zombi siyaset” olarak tanımlamıştı.
ABD’li yazar Jonathan Rauch ise bu kavramı popülerleştirerek 2009 yılındaki bir makalesinde “zombi parti” kavramını kullandı.
Daha çok Batı demokrasilerindeki partiler için bu kavramı kullanan Rauch, tespitini kabaca şu üç gerekçeye dayandırıyordu:
Fikri tükenmişlik: Parti, topluma sunacağı tutarlı ve yeni bir yönetim felsefesi üretemez hale gelir.
Otomatik refleksler: Tıpkı beyinsiz bir zombinin yürümesi gibi parti de sadece ezberlenmiş sloganları tekrarlar, kültürel çatışma noktalarını kaşır ve kabileci dürtülerle hareket eder.
Yıkılmama/ayakta kalma: İdeolojik ve vizyoner olarak "ölü" olmasına rağmen elindeki kurumsal güç, finansman ve sadık seçmen tabanı sayesinde seçim siyasetinde "sendeleyerek de olsa" varlığını sürdürür.
Zombi nedir?
Zombi kavramına hakim olmayanlar için açıklamakta fayda var. Zombi kabaca “yaşayan ölü” olarak tanımlanabilir. Haiti'de Vudu Mitolojisi çıkışlıdır.
İnanışa göre zombi, bir büyücünün kontrolünde iradesiz bırakılan ve köle olarak çalıştırılan ruhsuz bir bedendir. Bu ölülerde beyin fonksiyonu yoktur ve sinir sistemi agresif olarak çalışır.
