O meşhur türküdeki gibi, gidenin dönmediği bir yer olarak toplumsal hafızamıza kazınan Yemen, coğrafi olarak Türkiye’ye uzak olsa da, bugünlerde hem ülke hem de dünya gündeminin orta yerinde… 

Zira Suudi Arabistan bir süredir Yemen’deki Husilerin yoğun saldırılarıyla karşı karşıya. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan ise 7 Ağustos 2026’da bir tür ortak savunma anlaşması imzaladı: Mekke Paktı. Türkiye’nin de bu pakt çerçevesinde Suudi Arabistan’a asker göndermesi ihtimali tartışılıyor. 

İkinci olarak, ABD ve İran arasında dünya ticaretinde lojistik maliyetlerinden enerji ve fiyatlarına pek çok meseleyi etkileyen Hürmüz Boğazı’ndaki sorunlar tam olarak çözülemedi. Hal böyleyken Hürmüz’e alternatif olarak kullanılan ve küresel deniz trafiğinin en yoğun olduğu noktalardan biri olan Kızıldeniz koridorunun çıkışındaki Babülmendep Boğazı daha da önem kazanıyor. Dünyadaki tüm deniz ticaretinin dörtte birinin kullandığı bu rotanın Arap Yarımadası kısmında Yemen var. Yani Yemen, ticaret yolları ve lojistik açısından da hayati önemde bir ülke.  

Ve yıllardır Yemen’de çatışmalar, savaşlar eksik olmuyor. 2022’den beri süren ateşkes yaz aylarında bozuldu. Bölgede çatışmalar yeniden tırmandı, yüz binlerce insan yerinden edildi. Peki ama Husiler kimdir? Suudi Arabistan ne istiyor? İran’ın konuyla alakası ne? Ve bu işin sonu nereye varacak?

Mekke İttifakı Anlaşması’na dair kanun teklifi hazır Meclis’e sunulmuşken, Yemen üzerine uzmanlaşan İngiliz-İrlandalı gazeteci Iona Craig ile çatışmanın geçmişini, tarafların ne istediğini ve sahadaki insani durumu konuştuk.

Iona Craig (Fotoğraf: Mohamed Samy)

Yemen’i ülkeye pek de aşina olmayan birine nasıl anlatırsınız?

Yemen’i, hakkında çok az şey bilen birine anlatacak olsam, ülkenin son derece güzel bir yer olduğunu söylerim. Arap Yarımadası denince akla gelen, uçsuz bucaksız çöllerden ibaret değil. Ülkenin batısı, aynı zamanda nüfusun en yoğun olduğu bölge, yağışlı mevsimlerde yemyeşil bir görünüme bürünüyor. Dağlık bir coğrafyaya sahip olduğu için yüksek kesimlerde hava çok sıcak olmuyor. Pek çok kişiye Akdeniz coğrafyasını bile hatırlatabilir.

Yemen’in yakın zamana kadar iki ayrı ülke olduğunu ve ancak 1990’da birleştiğini anlatarak devam ederim. İngilizlerin 1960’ların sonunda bölgeden çekilmesinden 1990’daki birleşmeye kadar geçen dönemde, ülkenin güneyi bölgedeki tek komünist devletti. Yemen Arap Cumhuriyeti olarak bilinen kuzey ise 1960’lardan birleşmeye kadar ayrı bir devlet olarak yönetildi. 

1990’da Kuzey ve Güney Yemen’in birleşmesinin ardından 1994’te bir iç savaş yaşandı. Bugün gelinen noktada Yemen, neredeyse 1990 öncesindeki gibi yeniden ikiye bölünmüş durumda. Yani “Birleşik Yemen” deneyimi başarılı olmadı.

“Kuzey” ve “Güney”, birbirinden nasıl farklılaşıyor? Ülkede kimlik ve aidiyet konusunda nasıl bir çeşitlilik var?

1990’da Kuzey ve Güney Yemen’in birleşmesinden sonra, Kuzey Yemen’in başında olan ve birleşmeden sonra da ülkeyi yönetmeyi sürdüren Ali Abdullah Salih ve etrafındakiler, Güney’in kaynaklarına el koydu. Kaynaklardan elde edilen kazançlar da Salih’in çevresine ve onu destekleyenlere aktarılıyordu. Bunun sonucunda, Güney’de yaşam standartları ciddi biçimde geriledi. Oysa Güney Yemen, petrol ve doğalgaz kaynakları gibi önemli varlıklara sahipti. Ancak bu refah Güney’de yaşayan insanlara yansımadı. İşsizlik oranları da Güney’de daha yüksekti.