Sizin de yaşarken halinize gülemeyecek kadar gerildiğiniz ama bir absürt komedi filminde izleseniz kahkahanızı esirgemeyeceğiniz türden bir uçak yolculuğunuz olmuştur mutlaka. Yanlış yolcunun yanına düştüyseniz toplu seyahatler müthiş bir ızdıraba dönüşebilir. Yol bitmek bilmez. Hele uçaktaysanız, köşede müsait bir yerde ineyim deme lüksünüz de yoktur. Varış süresine dek kaderinize razı olursunuz.

Şarkıcı Cenk Eren’in uçakta ağlayan çocuklardan şikayet ederek havayolu şirketlerine çocuksuz uçuş önerisi getirdiği sosyal medya paylaşımı, geçen haftalarda epey tartışıldı.

Doğası gereği, hayatta kalabilmek için en tiz seslerle donatılmış insan yavrusunun ağlaması, kendi bebeğiniz bile olsa tahammül sınırlarını zorlayan bir frekansa sahip.

Ortak alanlarda bu sese maruz kalmanın seyahat gerginliğini tırmandırdığı görüşüne katılıyorum. Ancak uçak seyahatlerinde gerçekten tek sorunumuz ağlayan bebekler mi? Gelin, çuvaldızı biraz da biz yetişkinlere batıralım ve zihnimizde bir yolculuğa çıkalım.

fayn'a abone olun

Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn'ın ücretli aboneleri arasına katılarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin, tüm içeriklerimize sınırsız erişin ve abonelere özel topluluk etkinlikleri için davetiye alın. Abonelik seçeneklerini inceleyin.

Zamana karşı yarış: Uçağa yetişmek

Bavullar kapının yanına dizildi. Evde son kontroller yapılıyor: Çiçekler sulandı, çöpler atıldı, fişler çekildi, açık kalan ışık yok… Bir elinizde valiz, diğerinde telefon, kapıda aracı beklerken bir yandan da trafiği kontrol ediyorsunuz.

Kronometre çoktan çalışmaya başladı, her şey o uçağa vaktinde yetişmek için...

Uçakla seyahat, mesafeleri kısaltsa da uçuş korkusu olmayan biri için bile baştan aşağı stresli bir deneyimdir. Çünkü diğer ulaşım araçlarına kıyasla detaylı bir planlama gerektirir. Valizin ağırlığından evden çıkış saatinize kadar her şeyi hesaplamak zorundasınızdır.

Havaalanına vardığınızda ise güvenlik kuyrukları, check-in sıraları, yurtdışına gidiyorsanız ek olarak harç pulu ve pasaport kontrolüyle sabrınız iyice sınanır.

Diyelim ki tüm bu engelleri aştınız ve uçağın biniş kapısına vaktinde vardınız. Ne yazık ki asıl sınav, uçağın içine adım attığınızda başlar.

Uçağa yetişme telaşının üzerine dar bir alan, hareket kısıtlılığı ve kontrolü tamamen başkasına bırakmış olmanın gerginliği eklenir. Kabin bagajınıza yer bulma mücadelesinden sağ çıkıp koltuğunuza yerleştiğiniz anı düşünün.

Rahatlamak için gözlerinizi kapattığınız o ilk saniyede kabinde bir bebek ağlaması yankılanırsa geçmiş olsun, bu genellikle yolculuğun zorlu geçeceğinin işaretidir.

Motor sesini ve anonsları yadırgayan, kulak içi kanalları henüz gelişmediği için kalkış ve inişlerdeki basınç değişimini acıyla hisseden bebekler haliyle aksileşir. Fakat dinlenme planlarınızın içine kan doğrayanlar, mazereti tamamen biyolojik olan bebekler değildir.

Koltuk arkası savaşları 

Tam bir şeyler yiyip dinlenirim dersiniz, siz daha ikram edilen yemeğin yağlı alüminyum kapağıyla cebelleşirken önünüzdeki yolcu koltuğunu "pat" diye arkaya yatırır. Masası artık karın boşluğunuzdadır. Üstünüz başınız batmıştır. Mecbur, sırtınızı iyice dikleştirip oturursunuz. Bu kez arka sıranızdaki çocuğun koltuğa savurduğu tekme böğrünüzü deler geçer.