Sabahında gördüm... Pazar gecesi saat 02.37’te telefonuma düşen bir mesaj. Gönderen kişi Konya’dan bir meslektaşım İbrahim Büyükeken: “Sultan Abla vefat etti, mekânı cennet olsun.”
Aldığım haberle önce bir an duraksadım, sonrası malum, sicime dönüşen gözyaşları... Sultan hiçbir zaman benim için sadece bir haber değildi. Benim için bir milattır Sultan. 40 yaşımda aldığım hediyedir...
Evet, 32 yıllık gazetecilik hayatımın tartışmasız en özel hikâyesiydi. Ama itiraf edeyim hikâyenin güçlü olmasının yanı sıra bu haberi değerli kılan bir diğer unsur da her an yüreğim ağzımda, can çekişe çekişe hazırlamamdı. İki gün boyunca hissettiğim tek şey buydu. Sultan aramızdaki kırmızı ipi bir anda yakabilir ve koparabilirdi.

İlk Buluşma, ilk heyecan...
İlk buluşmamız çok kolay olmadı. Sultan’ın sabit bir güzergahı vardı ama hangi saat aralığında nereden geçiyordu o meçhul... Köşe kapmacamız saatler sürdü. Ve en nihayet Sultan karşımda beliriverdi. Yine ‘kırmızılar’ içinde. Elinde de yere kadar uzanan torbasıyla... Aman Allah’ım, dün gibi! O an yaşadığım heyecan ve içimde patlayan ‘ciyak’ sesleri, yazıyı kaleme alırken yine benimle. Yüzümde de gülümseme...
