Babülmendep, kelime anlamıyla gözyaşı kapısı, adına yakışır bir biçimde, kıt kanaat geçinen herkesi ağlatmaya hazırlanıyor. 

Zira en dar yerinde 29 km olan bu Boğaz, Asya ve Avrupa arasındaki iki yönlü ticarette neredeyse ihtiyacınız olan her şeyin, tarım ürünlerinin, tahılın, gübrenin, otomobil parçalarının, elektronik ürünlerin, imal edilmiş ürünlerin, petrolün ve doğalgazın gidip geldiği yolun kritik önemdeki parçası. 

İsrail’in Gazze’de soykırıma girişerek, Ortadoğu haritasını ve dengelerini bozmasından önce, 2023’te küresel ticaretin yüzde 12’si bu boğaz üzerinden yapılıyordu. Sıvılaştırılmış doğalgazın da yüzde 8’i buradan geçiyordu. Deniz ticaretinin de yüzde 22’si. 

İsrail’in soykırımına tepki olarak, Yemen’in önemli bir kısmını kontrol eden Husiler, ta o zaman bu boğaz üzerinden Kızıldeniz’e girmeye çalışan İsrail bağlantılı gemileri hedef almaya başlamıştı zaten. 

ABD ve İsrail 28 Şubat’ta İran’a saldırınca, Tahran, Hürmüz Boğazı’nı kapattı. Zira, Körfez ülkelerinde çıkan petrolün ve doğalgazın en önemli geçiş noktası olan Hürmüz Boğazı kapanınca yükselen petrol ve doğal gaz fiyatlarının ABD Başkanı Trump üzerinde küresel baskı yaratmasını umuyordu. Hâlâ da umuyor. 

Hürmüz Boğazı tehlikeli bir yer haline gelince Suudi Arabistan da boş durmadı. Hürmüz’ü by-pass eden, ülkeyi doğudan batıya geçen ve Yanbu Limanı’nda son bulan, 1980’lerin başında devreye aldığı boru hattına yüklendi. İran Savaşı'ndan önce günde 770 bin varil petrolün geçtiği boru hattından, savaş sonrasında günde 4 milyon varile yakın petrol akmaya başladı. 

ABD’ye karşı yürüttüğü savaşta en önemli stratejik kozunun, yani Hürmüz Boğazı’nı kontrol etmenin etkisinin kısmen de olsa azalması, tabii ki İran’ın hiç hoşuna gitmedi. 

ABD ve İsrail saldırılarına karşı Husiler üzerinden Babülmendep kartını her zaman elinde tutan, ama bunu bir çeşit sigorta olarak gördüğü için olsa gerek, savaşın başında kullanmayan İran, Hürmüz’ün önemi azalır gibi olunca düğmeye bastı. 

Husiler, ağustos ayında Yemen’de atağa kalktı. 

Şimdi burada Yemen’den biraz söz etmekte fayda var. 

Arap Baharı ile başlayan süreç Yemen’de iç savaşa dönüşmüştü.

İran’dan ideolojik ve askerî yardım alan, Yemen’deki Suudi etkisine karşı çıkan ve Şiiliğin Zeydi kolundan gelen Husiler, 2014 yılında başkent Sana’yı ele geçirdi. 

Mart 2025’te Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri Husilere karşı askerî operasyonlara başladı ama zamanla Yemen’deki çıkarları ayrıştı.