Sırbistan'da 25 Ekim'de yapılan erken genel seçimlerde öğrencilerin oluşturduğu Öğrenci Listesi oyların yüzde 52'sini aldı. Böylece Aleksandar Vucic'in liderliğindeki Sırp İlerleme Partisi'nin 14 yıllık iktidarı sona erdi.
Kasım 2024'te Novi Sad'daki tren garında 16 kişinin hayatını kaybettiği facianın ardından öğrencilerin sessiz anmalarıyla başlayan protestolar, üniversite işgallerine, ülke çapında yürüyüşlere ve yüz binlerce insanın katıldığı gösterilere dönüştü.
Öğrenciler, uzun yıllardır iktidarı değiştirmeyi başaramayan geleneksel muhalefet partilerinin dışında örgütlendi. Hareketin belirgin bir lideri yoktu. Kararlar, üniversitelerde kurulan ve isteyen her öğrencinin katılabildiği meclislerde alındı. Birbirinden çok farklı siyasi görüşlere sahip gençler ortak talepler etrafında buluştu.
Seçimlerde ise hareketin öncüsü olan öğrencilerin hiçbiri milletvekili adayı olmadı. Bunun yerine akademisyenlerden, uzmanlardan ve farklı mesleklerden insanları buluşturan bir liste hazırladılar.
Şimdi önlerinde daha zor bir sınav var: İktidarı değiştiren bu hareket, yıllardır eleştirdiği devlet kurumlarını nasıl dönüştürecek? Lideri olmayan bir öğrenci hareketi, hükümet kurma ve ülkeyi yönetme sorumluluğuyla nasıl başa çıkacak?
Bu soruları Sırbistan'daki öğrenci hareketinin içinde yer alan Nina Petrov'la konuştuk.
31 yaşındaki Petrov, ülkenin doğusundaki küçük bir kentten geliyor. 28 yaşında yeniden üniversiteye başlayan Petrov, protestolar sırasında farklı fakültelerdeki öğrenciler arasında iletişim kurulmasına yardımcı oldu. Üniversite işgallerine, öğrenci meclislerindeki tartışmalara ve seçim hazırlıklarına yakından tanıklık etti.
Söyleşinin başında, hareketin ilk günlerinde pek de dikkat çekmediklerini anımsatıyor:
“Her şey başladığında bizi dinlemek isteyen birilerini bulmakta bile zorlanıyordum. Şimdi herkes hakkımızda bir şeyler yazıyor.”
Petrov'a göre öğrencilerin asıl başarısı, insanların siyasetle ve devletle kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmeye başlaması.
Öncelikle sizin hikâyenizden başlayalım. Öğrenci hareketine nasıl katıldınız? Sizi harekete geçiren neydi?
31 yaşındayım. 28 yaşımda yeniden üniversiteye başlamaya karar verdim. Dolayısıyla öğrenci olmanın böylesine önemli hale geldiği bir döneme denk geldim.
Vucic'in iktidara geldiği yıllarda henüz oy kullanacak yaşta değildim. O dönemde siyasete bugünkü kadar ilgi duymuyordum. Ancak zamanla iktidarın gündelik hayatımızı ne kadar derinden etkilediğini anlamaya başladım.
Doğu Sırbistan'da küçük bir kentten geliyorum. Burası yıllardır ihmal edilmiş bir bölge. Her şey yavaş yavaş çöküyor. Doktor ve öğretim üyesi eksikliği var. Fiyatlar maaşlardan çok daha hızlı artıyor. İnsanlar küçük kentlerden, hatta ülkeden ayrılıyor.
İyi eğitim almış insanlar bile kendi alanlarında çalışabilmek için başka ülkelere gitmek zorunda kalıyor. Özellikle bilim insanları, doktorlar ve doktora yapmış kişiler için durum böyle.
Bütün bunlarda yolsuzluğun ne kadar büyük bir rol oynadığını görmek zor değil.
Üstelik yıllar içinde insanların siyasete duyduğu güven de büyük ölçüde kaybolmuştu. İktidar, özellikle ulusal yayın yapan televizyonlar üzerinde çok güçlü bir kontrol kurmuştu. Muhalefetteki siyasetçiler sürekli itibarsızlaştırılıyordu. Bazı suçlamaların gerçek bir dayanağı vardı, bazılarıysa tamamen uydurmaydı.
Ama insanların büyük çoğunluğunun hangi bilgilere ulaşacağını kontrol ediyorsanız söylediğiniz şeyin doğru olup olmaması giderek önemini kaybediyor. Sürekli tekrarlanan şey, insanların gerçekliği haline geliyor.
Böyle bir ortamda özellikle gençler siyaseti kirli bir iş olarak görmeye başlamıştı. Yeni bir siyasi parti kurmak veya geleneksel yollarla muhalefet etmek pek kimseye umut vermiyordu.
1 Kasım 2024'te Novi Sad'daki tren garı çöktüğünde ne düşündünüz? Bunun sonunda iktidarı değiştirecek bir harekete dönüşebileceğini hayal etmiş miydiniz?
O gün nerede olduğumu çok iyi hatırlıyorum. Sanırım herkes hatırlıyor.
Haberi duyduğumda kendi kendime, “Artık bir şeylerin değişmesi gerekiyor” dedim.
Ama etrafımda çok fazla umutsuz insan vardı. Hâkim düşünce şuydu: “Hepsi aynı. Hiçbir şey değişmeyecek.”
Ben hiçbir şeyin değişmeyeceğine inanan biri değilim. Neyse ki bizden sonraki kuşakta da böyle düşünen çok sayıda genç vardı.
Hareket başlangıçta oldukça sessizdi. Öğrenciler hayatını kaybedenler için 15-16 dakikalık saygı duruşları düzenlemeye başladı. İnsanlar sorumluların hesap vermesini istiyordu.
Bence iktidarın tepkisi, hareketin büyümesinde belirleyici oldu.
Eğer bu anmalara izin verselerdi, belki de böylesine büyük bir hareket hiç ortaya çıkmayacaktı. Ama barışçıl biçimde sessizce duran insanlara şiddet uygulamayı seçtiler.
İktidar, özgürce gelişen her şeyi bastırmak istiyordu. Kendilerini yenilmez sanıyorlardı. Bence onları sonunda iktidardan eden de bu düşünce oldu.
