
Uykusunu rüyayla noktalayanlar… Çoğumuz zaman zaman onların arasına girmişizdir. Hele bir de gördüğümüz rüyayı hatırlıyorsak… Anlamının peşine düştüğümüzü ya da merakımızı hangimiz inkâr edebilir!
Söz konusu, rüyaların bize anlattıklarını çözmeye çalışmak olduğundaysa ne çok kişi var başvuracak. Ben hakkını edebiyatçılardan yana kullananlardanım. İlham verici oluyor ve sonu mutlaka keşifli okumalara varıyor. Geçenlerde bunu yine yaşadım. Gördüğüm rüya sonrasında kendimi Marguerite Yourcenar okurken buldum.
Okuduklarıma geçmeden önce, sanırım rüyamdan bahsetmeliyim: Bir restorana giriyorum. Tek başımayım. Girer girmez hem en sevdiğim yazarlardan hem de arkadaşım, yakınım Selim İleri’yi (onu kaybedeli on altı ay oldu) yalnız başına görüyorum. Koşar adım masasına gidip karşısına oturuyorum. Şaşkın ve çok mutluyum. Şaşkınlığıma çok sevdiğim hınzır kahkahasıyla cevap veriyor. Sesi kulaklarımı dolduruyor. Capcanlı bir gülüş, tıpkı gerçekte olduğu gibi. Sevinçle “Demek geri geldiniz,” diyorum. “Evet, tabii,” diye cevap veriyor, halinden memnun. Devam ediyor: “Burcu, yeni bir kitaba başlayacağım. Adını buldum.” Merakla yüzüne bakıyorum. Kitabın ismini söylüyor, yüz ifadesinden içine sindiği belli. “O Gece… Ölüm Gecem”.
Sesiyle, kahkahasıyla, yeni romanını tasarlamasıyla karşımdaki tam bir Selim İleri’ydi. Bu yüzden uyandığımda mutluydum. Bir yandan da yaşarken hayatını edebiyatla çepeçevre kuşatmış bir yazar olarak ölümü de aynı kapsayıcılıkta kuşatma ihtimalini düşünüp kendi kendime güldüm. Onu yakından tanıyanlar bu satırları gülerek okuyacaktır. Hatta Ayşe’nin, Lütfü’nün, Samiha’nın, Deniz’in, Ferhat’ın, Füsun’un ve Gülenay’ın güldüğüne eminim. Çünkü şu anda olduğu yerde, bahsettiği kitabı yazmaya başlamış olabileceğine ihtimal verirler.
