Bizi düşünün. Bu ülkede yaşayanları. Ben ne zaman düşünsem ikilikler, zıtlıklar üşüşüyor aklıma. İçimizde, daima zorlayan, tuhaf bir denge. Aslında tuhaf demek yetmiyor anlatmaya. Hasan Hüseyin buna “çıldırtan denge” diyor. 1978’in Ekim ayında yazmış şu dizeleri: “bu ne çıldırtan denge/yaprak döker biryanımız/biryanımız bahar bahçe”.
İnsanın, halini anlamaya çalışırken yardıma koşacak şiiri olacak. Anlatmak istediklerim şimdi apaçık belirdi.
Şairin “çıldırtan denge” adlandırmasını kimbilir başka edebiyatçılar, sanatçılar, filozoflar nasıl tanımlamıştır? Naomi Klein okurken onlardan biriyle aniden karşılaştım. Meksikalı filozof Emilio Uranga 1952 yılında “zozobra” diye İspanyolca bir terim kullanmış. Ve şöyle açıklıyor “zozobra”yı: “Durmadan iki olasılık, iki duygu arasında hangisine yaslanacağını bilmeksizin salınıp duran bir varoluş hali.”
“Çıldırtan denge”de durmaya çalışırken ya da iki duygu arasında salınırken nereye yaslanacağını bilmek, bahar bahçe kısmına meyletmek yaşam direncini veren şey sanırım. Biri Meksika’dan diğeri Türkiye’den birbirini hiç tanımamış filozof ile şair okur zihninde buluşabiliyorsa ve ona bağ kurmanın anlamını tekrar tekrar yaşatıyorsa kitapların neden hayatımızda olması gerektiği bir kez daha ortaya çıkmış oluyor.
Bağlar kurarak kitapları bir araya getirmek, yazarlardan konuşmak ve edebiyata yeni bir alan açmak için bahar iyi bir fırsat. Yaşamanın bilgisine karşı insanı heveslendiren bir mevsim üstelik. Hışırtı ve çıtırtılarla çınlamayan, sincapların bir ağaçtan diğerine atlamadığı, kuşların ötüşmediği, dallar arasında dolaşan rüzgârın ıslık çalmadığı ormanın ruhsuzluğu, eksikliği en çok baharda fark edilir ne de olsa. Ben en çok buna güveniyorum. Yalnız değilim üstelik. Hepimiz buna güvendik ve birkaç arkadaş bir araya geldik. Sayısız okurun kitaplar üzerine iştahını kabartmak istiyoruz. Pazar günlerini bir kitap bülteniyle verimli, sevimli, edebi yapmaya niyetliyiz. Fayn Kitap bu sebeple doğdu.
Fayn Kitap, dijital medyada kitabın görünürlüğüne farklı, oyunlu, yorumlu bir yöntem katmak, gündeme başka başka kapılar açmak ve kitaplardan gündem yaratmak peşinde olacak.
Biz, Fayn’da bir araya gelen kitap tutkunları kendimize matsutake mantarlarını örnek alıyoruz. 1945’te atom bombasıyla yerle bir edildikten sonra Hiroşima’nın tahrip olmuş doğasında boy gösteren ilk canlı varlığın bir matsutake mantarı olduğu söylenir. Özeniyoruz işte matsutake direncine. Bu yüzden daha bir sarılıyoruz Fayn Kitap bültenine. Randevumuzun zamanı hep aynı. İki haftada bir pazarları…

Yaşadığımız zamanın duyguları üzerine yazmak yaman olduğu kadar cezbedici de bir konu. Aksu Bora ve Gökçe Zeybek Kabakçı’nın derlemesindeki yazılar dünyayı duygular üzerinden anlamaya çalışıyor. Akademisyenlerin, gazetecilerin ve yazarların katkı sunduğu kitapta yaşamaktan yorulduğumuz haset, kayıtsızlık, tiksinti gibi duygular dışında varlığını hatırlamamız gereken sebat, heves, merak, cesaret, neşe gibi duygular da ele alınıyor. Yaşadığı zamanı enine boyuna anlamaya ya da anlamlandırmaya çalışan okurlara Tanıl Bora’nın yazdığı Zamanın Kelimeleri’ni de hatırlatayım.
Ve Her Şey Aya Büründü, Georgi Gospodinov, çeviren: Hasine Şen Karadeniz, Metis Yayınları
Geçen yılın en çok övgü alan, okur katında karşılık bulan kitaplarından biriydi Bahçıvan ve Ölüm. Gospodinov, babasının ölümünü anlattığı kitapta daha ilk cümlesiyle yakalayıvermişti okuru: “Babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe.” Bulgar yazar Georgi Gospodinov Türkiye’de yayımlanan ilk romanı Hüznün Fiziği’nden bu yana ilgiyle takip ediliyor. Romanlarına aşina okur bu kez onun öykülerini okuyacak. Bazısı oyunlu bu öykülerde mekânlar ve yaşattığı duygular dikkat çekiyor. Kayıplar, uzaydaki ihtimal, bir romanın 75. sayfasında ortaya çıkan üç sayfa sonra kaybolan Carla, Çehov’a vişneli bir selam… Birbirinden özgün hikâyeler…
Bu Dünyada Kalmak İçin Nedenler, Lucy Caldwell, çeviren: Tülin Er, Siren Yayınları
Çağdaş İrlanda edebiyatının popüler isimlerinden Lucy Caldwell, kadınları ve çocukları odağına aldığı öykülerinde büyüme, kimlik yalnızlık, aidiyet konularını ele alıyor. Bunlara bir nevi “hasar” öyküleri de diyebiliriz. Onları etkileyici kılansa Caldwell’in gerçekçi anlatımı. Büyümenin sancılarını ve yalnızlığını konuştuğumuz şu günlerde konuyu başka bir kültür üzerinden benzerlikleriyle, farklarıyla okumak isteyenlerin özellikle ilgisini çekebilir.

Felaketler çağına dair romanları ve öyküleriyle sevilen Yavuz Ekinci, son yazdığı roman Aziz’in çalışma aşamasında dövmeciler ve koleksiyonerlerle epey vakit geçirmiş, yazacağı karakterleri anlamaya çalışmıştı. Yazar, yeni romanını yazmaya koyuldu. İnsanlığın en eski sınavlarından birini (bu kadar ipucu verebiliyorum) anlatmaya girişen Ekinci’nin, bu kez sokak sokak, ev ev gezerek kediler üzerine çılgın gözlemler yaptığını söyleyeyim.

“Hayatı, satılık olmayan şeyleri aramakla geçiyor.”
Elias Canetti, Sinek Azabı, çeviren: Necati Aça, Sel Yayıncılık

Sokrates’i ve savunmasını hatırlar mısınız?
Herkesin yaşadığımız çağ için bir tanımlaması var. Sevgisizlik, vitrin, sermaye, canavarlar, tiranlar, hakikat sonrası… Söz konusu Türkiye olunca yargılamalar ve iddianameler çağı olarak da isimlendirebiliriz içinden geçtiğimiz dönemi. Savunmalar itirafçıların beyanlarına karışırken Platon’un yazdığı, felsefe tarihinin önemli metinlerinden, bir yaşam tarzı ve ahlak anlayışı savunusu olan Sokrates’in Savunması’na yakından bakmanın tam zamanı.
Sokrates’in Savunması, Platon, çeviren: Erman Gören, Alfa Yayınları

Edebiyat coğrafyasında iyilik adaları
Tolstoy, Anna Karenina’yı (1878) “Bütün mutlu aileler birbirine benzer” diyerek açmıştır. Edebiyattaki iyiler de birbirine benzer; çeşitleri azdır. O kadar azdır ki, kötülük okyanusunda küçük adalar gibi kalırlar. Ama ne adalardır onlar… Yenal Bilgici yazdı.

Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn'ın ücretli aboneleri arasına katılarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyebilir ve tüm içeriklerimize sınırsız erişebilirsiniz. Abonelik seçeneklerini inceleyin.
