Deniz Göktaş’ın Ölü Deniz adlı stand-up gösterisi YouTube’da bir haftada  10 milyona yakın izlenmeye ulaştı. Göktaş sert, cesur ve ustaca kurgulanmış şakalarıyla izleyenlerin zihninde eleştirel bir alan açıyor. İzleyicinin buna paralel hissettiği “Göktaş’ın başına gelecek var” kaygısı da mizah ve siyaset arasındaki ilişkinin dönüştürücü bir toplumsal araç olabileceğini gözler önüne seriyor. 

Göktaş’ın hedef gösterilmesi, mizah yoluyla siyasi eleştiri konulu dalga boyu yüksek bir tartışmada dalgakıran etkisi yarattı. Deniz Göktaş, yurtdışından dönerken havalimanında 'dini değerleri aşağılama' ve 'cumhurbaşkanına hakaret' suçlamalarıyla gözaltına alındı, ardından da tutuklandı. Göktaş, komedi kültüründe “punchline” olarak bilinen “esprinin can alıcı noktası” ya da “nükte” diye çevirebileceğimiz son vuruşu komedi sahnesi ile sıradan hayat arasında bir yere, ustaca bir sakinlikle yerleştirmiş oldu. İçinde bulunduğumuz ifade kısıtlayıcı mengeneyi düşününce, kültürel üretim ve siyaset açısından tarihi bir ana daha tanıklık ediyor gibiyiz.    

Göktaş'ın tutuklanması, Türkiye'de mizahın siyasetle kurduğu ilişkinin ne kadar kırılgan olduğunu çarpıcı biçimde ortaya koydu. Ama bu tablo yeni değil ve herkese eşit yansımıyor. Aynı sahnede, aynı riskleri göğüsleyerek performans sergileyen komedyen kadınlar, bu kırılganlığı çok daha az görünür bir şekilde yaşıyor. Tam da bu yüzden sormak gerekiyor: Mizahın açtığı eleştirel alan kim için, ne ölçüde erişilebilir? Bu soruları takip ettik ve bir buçuk sene boyunca çeşitli komedi kulüplerinde gösterileri, seyircileri ve komedyenleri gözlemledik. Bu yazıda takma isimlerle söz ettiğimiz komedyen kadınlarla derinlemesine görüşmeler yaptık. Sosyal medyada ve farklı platformlarda onların görünürlüğünü izledik, takipçileriyle kurdukları ilişkileri ve seyirci tahayyüllerini analiz ettik.