Gündemin bu kadar yoğun olduğu, her güne yeni bir krizle, yeni bir “bomba haberle” başlanan başka kaç ülke var, bilmiyorum. Olana bitene bakmaktan bazen büyük fotoğrafı kaçırabiliyoruz. Herkes genelde kendi yankı odasında, kendisi gibilerle Türkiye’nin inanılmaz bir hızda dönüştüğünü izliyor. Sadece siyasi meseleler değil, yaşam şartlarımız, alışkanlıklarımız, kaygılarımız, hayata bakışımız da değişiyor. Peki nasıl? Bir süre, bu sorunun peşine düşeceğiz.

Yıllarca gazetecilik yaptıktan sonra sekiz yıldır kamuoyu araştırmaları yapan, aylık raporlarını sadece müşterileri ile paylaşan, kamuoyunda dengeli ve soğukkanlı analizleriyle bilinen Panorama TR’nin araştırma direktörü Osman Sert, bu soruyu yönelttiğimiz ilk isim.

Önce sıcak gelişmelerle başlayalım. Siyasetteki bu aşırı hareketlilik, sürekli yeni gelişmeler seçmeni nasıl etkiliyor? Artık herkesin alıştığı CHP’li belediyelere yönelik operasyonlar muhalefeti zayıflatıyor mu, AK Parti’yi güçlendiriyor mu?

Türkiye’de demokrasi çok keskin ve sonu belirsiz bir darboğazdan geçiyor, bu tartışmasız. AK Parti’nin en büyük gücü, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da en büyük gücü, bugüne kadar söylemlerinde, karşılaştığı sorunlarda sahici olmasıydı, bunu sahici bir şekilde kabullenmesiydi. Mesela çoğunluğun eleştirdiği “Allah affetsin” sözü, bir sahiciliktir. İyi bir şey yapıyorsa da kötü bir şey yapıyorsa da “Evet bu benim” diyordu.

AK Parti buradan çok uzaklaştı, artık sahici bir parti yok karşımızda. İktidar birçok şey yapıyor ve bunların hiçbirini sanki kendisi yapmamış gibi hareket ediyor. Eskiden usulen de olsa belli konularda kendisini topluma anlatmak zorunda hissederdi. Artık böyle bir ihtiyaç da hissetmiyor. Bu, AK Parti’nin toplumla ve kendi tabanıyla bile bir ölçüde ayrışmasının, toplumun realitesinden, sokaktan daha fazla kopmasının bir sonucu. Sadece kendi mahallesini önemseyen, toplumun kalanıyla çok fazla bir bağ kurmayan, kendi mahallesine bile o nasıl olsa beni anlıyordur, diyerek her konuda izahat getirme ihtiyacı hissetmeyen bir yaklaşım.

Bunun en son halkası, Cumhuriyet Halk Partisi’yle ilgili olan süreçler ve iktidarın havaya bakıp ıslık çalıyor olması. Sanki olaylar başka bir dünyada yaşanıyor, başka bir gezegende oluyor. Daha önceki Erdoğan “Ben bu davanın savcısıyım” diyebiliyordu. Şimdi ise bir tarafta yapılanların hukuki meşruiyeti olmadığı için sahiplenme sorunu var. Diğer tarafta o kadar ciddi bir güç var ki kendisini izah etmeyi, meşruiyet zemini kurma gereğini bile eskisi kadar hissetmiyor.

“Özel’in kuracağı yeni partinin neredeyse doğrudan CHP’nin bugünkü konumuna yerleşmesi muhtemel.”

Peki, muhalif seçmen CHP’deki kayyum sürecine, Özgür Özel’in yürüyüşüne nasıl bakıyor?

Özel’in yürüyüşüne gelince daha konuşmak için biraz erken ama haziran araştırmamız burada büyük bir devinim olduğunu söylüyor. 31 Mayıs kayyum operasyonu, İmamoğlu operasyonundan da daha fazla yanlış ve hukuk dışı bulunuyor. Özel’in yeni bir partiye evrildiği aşikâr. Görünen o ki eğer yeni parti kurulursa ve süreç beklendiği gibi giderse CHP yüzde 5 altı partiler arasında bir yer bulacak kendisine ve marjinalleşecek. Yeni partinin ise neredeyse doğrudan CHP’nin bugünkü konumuna yerleşmesi muhtemel. Şimdiden AK Parti’yi geçiyor gibi araştırmaları görünce 2023 cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi “Kılıçdaroğlu aday olur olmaz Erdoğan’ı geçti” haberlerini hatırlıyorum ister istemez. Ama ortada çok ciddi bir devinim olduğu muhakkak.