Ateşkes, umutlu olmasa da en azından merak uyandırıcı bir biçimde başlamıştı.
28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in, İran’a saldırarak başlattığı, petrol fiyatlarının dans etmesine, tedarik zincirlerinin zora girmesine ve dolayısıyla zorlanan ekonomilere yol açan savaşa haziran ortasında imzalanan bir mutabakat muhtırası ile ara verilmişti.
O zaman kaleme aldığım yazıda, mutabakatın bir sonraki krize kadar ateşkes olduğunu, imzalanan metnin yeni sorunlar çıkarmaya aday olduğunu yazmıştım, ancak ne yalan söyleyeyim bu kadar hızlı bir çöküşü beklemiyordum.
Neredeyse tüm dünyaya “Maşallah” dedirten mutabakat 40 gün bile yaşamadı.
Fakat ilginç olan şuydu: Çatışmalar yeniden başladığında ilk çatışmalar kadar duygusal ve ekonomik türbülanslar yaratmadı, hatta galiba neredeyse kanıksandı bile. Üstelik ciddi bir tırmanma potansiyeli olmasına rağmen.
Peki ne oldu ve nerede patladı haziran mutabakatı?
Hürmüz ey Hürmüz
Kazan-kazan mantığını anladığına dair emareler vermekte zorlanan ve tutumuna bakınca kaybet-kaybet stratejisini çok daha uygulanabilir bulan Tahran yönetimi, öteden beri, dünya petrol trafiğinin şah damarı olan Hürmüz Boğazı’nı stratejik bir araca dönüştürmeyi hayal ediyor ve bunu yüksek sesle söylüyordu.
