Bir pazar günü erken saatlerde evden çıkıyorum. Heyecanlı adımlarla bomboş yollardan vapur iskelesine iniyor, yaptığım deniz yolculuğundan sonra haritadan bakarak tarif edilen adresi bulmaya çalışıyorum. Bugün bilinen bilinmeyen her şey masaya yatırılacak, belki de dönüşte başka bir insan olacağım. 

Nihayet stüdyo olarak kullanılan bir apartman dairesinin salonundayım. Benden önce katılımcılardan sadece biri gelmiş, benden sonra kalan üçünün de gelmesiyle tamamlanıyoruz. Önce tanışıyor, kısa bir sohbet eşliğinde çayımızı içiyoruz. Fakat tüm bu sohbeti masada bırakmamız ve gün boyu birbirimizin hikayesi hakkında yorum yapmamamız gerekiyor. Böyle tembihleniyoruz. Hazır olduğumuzda salondaki yerimize geçiyor ve bir çember oluşturacak şekilde sandalyelerimize yerleşiyoruz.

Yol boyu yaptığım “Sabahın bu saatinde ne yapıyorum böyle?” sorgulamalarıma yenileri ekleniyor. Diğer katılımcılarla tanışırken kendim hakkında ne kadar doğruyu söylemeliyim diye tereddüt ediyorum. Mesela mesleğimi paylaşmalı mıyım? Paylaşırsam buraya neden geldiğim anlaşılır mı? Sonunda fazla ayrıntı vermeden doğruyu söylüyorum. Belli mi olur, belki tüm bu yapacağımız çalışmanın işe yarayacağı tutar da sırf ben gerçekleri söylemedim diye olaylar iyice karışır.

Ben Sinem, editörüm, bugün aile dizimine geldim çünkü acaba bazı sorunlarımın benim bilmediğim bir kaynağı var mı diye merak ediyorum.

Ki bu doğru. 

Ama gerçeğin tamamı da değil. 

Ben Sinem, editörüm, bugün aile dizimine geldim çünkü yazıişleri ekibime aile dizimini deneyimleyeceğim ve hakkında bir yazı yazacağım diye söz verdim.