Kış iyice yaklaştı, günler daha da kısaldı. Zaten yıllardır kalıcı hale gelen yaz saati uygulaması yüzünden sabahları güneşe de hasretiz. 

Güneşin vücuda faydaları malum. Biyolojik saatimizin düzenlenmesine yardımcı oluyor, ruh halimizi iyileştiriyor ve kemik sağlığı başta olmak üzere genel sağlığımız için hayati önemi olan D vitamini üretimini de destekliyor.

Güneşin insan sağlığı üzerindeki etkilerine bir yenisi daha eklendi. ABD’de yayımlanan Time dergisinin haberine göre, yeni araştırmalar fırsat buldukça güneş ışığından yararlanmak için bir neden daha ortaya koyuyor. Güneş ışığına daha fazla maruz kalmak, metabolizmanın daha iyi çalışması ve kan şekeri seviyelerinin düşmesiyle ilişkilendiriliyor.

Düsseldorf’taki Alman Diyabet Merkezi’nden Patrick Schrauwen, güneş ışığı ile kan şekeri arasındaki ilişki üzerine araştırmalar yapıyor. Schrauwen, “Metabolizma söz konusu olduğunda ışık, yaşam tarzının yeterince önemsenmeyen unsurlarından biri,” diyor. “Beslenme ve egzersize odaklanıyoruz ama doğal ışığa maruz kalmanın da önemli bir rol oynadığını düşünüyorum,” diye de ekliyor. 

Deneyler ne gösterdi?

Schrauwen, Cell Metabolism dergisinde yayımlanan küçük ölçekli bir araştırmanın yazarlarından da biri. 

Araştırmada, Tip 2 diyabet hastası 13 kişi, birkaç gün boyunca çalışma saatlerini iki farklı ortamdan birinde geçirdi. Katılımcıların bir bölümü pencerelerden gelen doğal gün ışığına maruz kalırken diğerleri sabah 08.00 ile akşam 17.00 arasında yalnızca yapay ışıkla aydınlatılan ortamlarda bulundu.

Sürekli glikoz ölçümleri, gün ışığına erişimi olan kişilerin kan şekeri seviyelerinin normal aralıkta daha uzun süre kaldığını gösterdi. Schrauwen, “Bu, doğal ışığın böyle bir etkisi olduğunu gösteren ilk deneysel çalışmalardan biriydi,” diyor.

Birleşik Krallık'ta 420 binden fazla kişinin verileriyle gerçekleştirilen ve ağustos ayından yayımlanan başka bir araştırma da güneş ışığına daha fazla maruz kalmakla daha düşük kan şekeri seviyeleri arasında bağlantı buldu. Aynı araştırma, güneş gibi ultraviyole (UV) ışınları yayan solaryum cihazlarını kullanan kişilerin Tip 2 diyabete yakalanma olasılığının da belirgin biçimde daha düşük olduğunu ortaya koydu.

Araştırmacılar, güneşte daha fazla zaman geçiren kişileri temsil edebilecek bir grup olarak, sık sık solaryuma girenleri incelemeyi tercih etti. 

Araştırmayı yapan, Edinburgh Üniversitesi’nden Chris Dibben, bu tercihin nedenini, “Önceki araştırmalar, solaryum kullanan kişilerin yalnızca bu cihazlardan güneş ışığına benzer ışınlar almakla kalmadığını, aynı zamanda solaryum kullanmayanlara kıyasla güneşte de daha fazla zaman geçirdiklerini göstermişti,” diye açıklıyor. 

Araştırmacılar, düzenli solaryum kullanan kişilerin yaşamları boyunca Tip 2 diyabete yakalanma riskinin, kullanmayanlara kıyasla yaklaşık yüzde 20 daha düşük olduğunu belirledi.

Fazla güneş ışığının zararlarına da dikkat 

Ancak güneş ışığına ve UV ışınlarına maruz kalmanın bilinen zararları da var. Örneğin, solaryum kullanan kişilerin cilt kanserine yakalanma olasılığı, kullanmayanlara göre daha yüksek.

Buna rağmen Dibben, bu araştırma alanına başlangıçta ilgi duymasının nedeninin, güneş ışığına daha fazla maruz kalan kişilerin cilt kanseri riskleri daha yüksek olsa bile genel ölüm ve hastalık risklerinin daha düşük olabildiğini gösteren araştırmalar olduğunu söylüyor.

Bu sonuçlar büyük ölçüde neden-sonuç ilişkisini kanıtlayan çalışmalardan değil, değişkenler arasındaki bağlantıları inceleyen gözlemsel araştırmalardan elde edildi. Bununla birlikte, giderek artan sayıda araştırma, güneş ışığına daha fazla maruz kalmanın kalp ve damar sağlığının iyileşmesiyle ve obezite riskinin azalmasıyla ilişkili olduğunu ortaya koyuyor.

Harvard Tıp Fakültesi'nde vücudun biyolojik ritimlerinin sağlık üzerindeki etkilerini araştıran sinirbilimci Frank A.J.L. Scheer, “Bu çalışmalar bir arada değerlendirildiğinde, ışığın metabolizma ve kalp-damar sağlığı açısından önemli olduğu görüşünü destekliyor,” diyor.

Bilim insanları, ışığın metabolizmayı tam olarak nasıl etkilediğini hâlâ araştırıyor. Ancak Scheer'e göre, kan şekeri seviyelerinin, vücut ağırlığının ve kalp-damar işlevlerinin düzenlenmesine yardımcı olan sirkadiyen sistemin, yani vücudun biyolojik saatinin, bu ilişkide başlıca etkenlerden biri olduğu düşünülüyor.

Aynı zamanda Mass General Brigham'daki Tıbbi Kronobiyoloji Programı'nın da başkanı olan Scheer, “Biraz daha geniş açıdan bakarsak, ışığın vücudumuzun biyolojik saati için en önemli sinyal olduğunu biliyoruz. Son araştırmalardan elde edilen kanıtlar, gündüz ışığının biyolojik saatimizi güçlendirebilen bir sinyal olduğu düşüncesini destekliyor,” diyor. 

Scheer, buna karşılık geceleri aşırı ışığa maruz kalmanın “özenle koordine edilmiş bu sistemi bozabileceğini” söylüyor. Gece saatlerinde ışığa maruz kalmanın kan şekeri seviyelerini yükseltebildiğini gösteren araştırmalara dikkat çekiyor.

Scheer, modern yaşamın yarattığı çelişkiyi şöyle anlatıyor:

“Modern dünyada tuhaf bir aydınlatma ortamında yaşıyoruz. Gündüzleri genellikle kapalı mekânlardayız. Oysa bu ortamlar dışarıya kıyasla çok daha loş. Geceleri ise eskiden karanlık olan ortamlara ışık getiriyoruz. Yatmadan hemen önce televizyon, telefon ve bilgisayar ekranlarının karşısında muazzam miktarda zaman geçiriyoruz.”

Güneşten nasıl faydalanmalı?

Uzmanların kış ayları yaklaşırken güneş ışığından faydalanmak için önerdiği yollar basit: Gündüzleri daha fazla dışarı çıkın. Dışarı çıkamıyorsanız pencereye yakın bir yerde bulunun. Uyumadan önceki birkaç saat boyunca ve uyku sırasında yapay ışığa maruz kalmayı azaltın.

🌞
Fayn'a abone olarak bağımsız yayınlarımızı destekleyebilir, her hafta yeni eklenen özel içeriklerimize sınırsız erişebilirsiniz. Şimdi abone ol!
Bağlantı kopyalandı!