2025 başlarken o sene “Aile Yılı” ilan edilmişti. Sebebi, düşen doğum oranlarını toparlamak ve düşüşün müsebbibi olarak görülen “düşmanlarla” mücadeleydi.
Mayıs itibariyle hükümet el artırdı: Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2026-2035 arasını aile on yılı ilan edeceklerini söyledi.
2025 yılı içinde halen üreme çağındaki yetişkinleri teşvik edecek somut tek bir düzenleme gündeme geldi: Doğum izninin 16 haftadan 24 haftaya çıkarılması. Ki o bile meclisten geçmiş değil.
Peki bu aile 10 yılı, ezilen bir azınlık konumundaki LGBTİ+ bireyleri hedefe koymaktan öte ne yapabilir? Bu aile dediğimiz şeyle bir başlayalım.
Çocuksuz hane oranı yüzde 48
Aile tek bir formülü olan ve sabit bir yapı değil. 200 yıl önce başka bir aile düzeni vardı, bugün başka. Torununun torunuyla aynı evde yaşayan, kendinden 100 kişilik nesil ürediğini gören mağrur dedeler güzel atlara binip gittiler…
Artık nüfusun azımsanmayacak bir kısmı aileden başka bir şeyler anlıyor.
Konda’nın Mayıs 2025 Barometresi’ne göre “Eğer çocuğunuz yoksa aile olamıyorsunuz, sadece karı koca oluyorsunuz” ifadesine katılmayanlar nüfusun yarısı. 15-33 yaş arasında bu oran yüzde 60’tan da fazla. (Gündem hızla değiştiğinden unutuluyor, bu laf Sağlık Bakanı’na ait, barometrede de bu nedenle sorulmuş.)
Nitekim 2013 yılında tek kişilik hanelerin oranı yüzde 3 iken, 2024 sonunda yüzde 7’ye çıkmış. Son yıllardaki korkunç barınma krizi olmasa, bu rakam çoktan çift haneyi bulmuş olurdu.
Aynı araştırmaya göre 2024 itibariyle çocuksuz hane oranı yüzde 48, evde kalanların, şaka şaka, bekarların oranı da yüzde 30.
18 yaş üstü nüfus içinde evlenmeyi düşünen gençlerin oranı yüzde 15’e kadar gerilemiş.
Toplumun yüzde 65’i 3-5 kişilik hanelerde ikamet ediyor. Geniş aile tabir edebileceğimiz 6’dan fazla insanın yaşadığı hanelerin oranı yüzde 12’ye düşmüş durumda. Türkiye nüfusunun büyük kısmı metropol ya da kent merkezlerinde yaşıyor; haliyle konutlar da küçülüyor. Eskinin standart aile tipi apartman daireleri olan 3+1’ler, artık lüks.
Mega tayin edici: Eğitim
Bunların hepsi bir sebep. Küresel olarak benzer bir örüntü sergiliyorlar. Bir toplum kapitalist moderniteye entegre oldukça, aileler ufalıyor, toplumsal bağlar gevşiyor hatta kopuyor, her şeyi ölçüp tartmak adet oluyor ve bireysellik şaha kalkıyor. Yani “tüfeng icat olununca mertlik bozuluyor.”
