Mafya, başsavcı, polis müdürü, siyasetçi, avukat, gazeteci, gizli tanık…

Hepsinin adını yan yana getiren hatta polis müdürleriyle mafyayı yan yana sanık sandalyesine oturtan son dönemin en çarpıcı suç örgütü davası…

Ayhan Bora Kaplan suç örgütü davası, mafyanın devlete ve siyasete nasıl nüfuz ettiğini gösteren en önemli yargılamalardan.

Susurluk’ta trafik kazasıyla ortaya çıkan devlet-mafya ilişkisiyle hesaplaşamayan Türkiye için aslında bu dava ikinci bir fırsat denilebilir.

Üstelik kazayla da ortaya çıkarılmadı.

Operasyona yıllarca direnen yargı ve güvenlik bürokrasisinin iç çekişmesiyle ortaya çıktı.

Bu yazımız biraz uzun olacak. 

Çünkü Ankara Sincan’da görülen bu davayı sağlıklı ve objektif anlatabilmek için önce Ayhan Bora Kaplan’ın kim olduğunu, nasıl korunup kollandığını, operasyon sürecini, örgütü tutuklatan polis müdürlerinin tutuklanmasını, darbe tartışmalarını, siyasetçi ve gazetecilerle bağlantılarını irdelememiz gerekecek.

İlk sorudan başlayalım.

Türkiye gündemini yıllardır meşgul eden Ayhan Bora Kaplan kim?

Kaplan’ı meşhur eden “o el”

Ayhan Bora Kaplan, suç geçmişine torbacılıkla başladı.

Ankara’nın ara sokaklarında uyuşturucu satıyordu. Uyuşturucunun yanı sıra gasp ve hırsızlıktan sabıkalıydı. 

Ankara Çinçin’in torbacısı, kısa sürede gece ve uyuşturucu dünyasının baronu haline geldi.

Türkiye, Ayhan Bora Kaplan'ı 15 Temmuz'da TRT'nin önünde ortaya çıkan eli silahlı fotoğrafıyla tanıdı.

Baronluğa uzanan yolu açan “o el” bu fotoğrafın arkasındaki güçtü.

Aslında Bora Kaplan ve çetesi TRT önünde yalnız değildi. Ankaralı suç yapıları Levent Çiçek ve İsmail Altınok da adamlarıyla gelmişti. 

Polisle yan yana uzun namlulu silahlarla nöbet tuttukları fotoğrafları sosyal medyada paylaşan bu üçlüden ikisine darbe girişiminden sonra operasyon yapıldı. 

Çiçek ve Altınok çeteleri çökertildi. Geriye Ayhan Bora Kaplan kaldı. Ona dokunulmadı, rakip çeteler çökertilerek önü tamamen açıldı.

Gülen örgütünün darbe girişimi savuşturulduktan sonra "Sokaklardaki eli silahlı onlarca sivil kim?" tartışmaları başladı. Ayhan Bora Kaplan’ın eli silahlı fotoğrafları çok tartışıldı. Fayn’ın edindiği bilgilere göre hem polis hem MİT, Ayhan Bora Kaplan’ın neden TRT binasına geldiğini araştırdı. Yanıt telefon kayıtlarındaydı. 

Kaplan, darbe gecesi onlarca görüşme yapmıştı. Bunlardan biri dikkat çekti. Kaplan, Eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun kuzeni Sadık Soylu ile görüştükten sonra TRT'ye gitmişti. 

Sadık Soylu da dönemin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olan kuzeni Süleyman Soylu ile birlikte TRT’nin önündeydi. İstihbarat ve emniyet kayıtlarına giren görüşmeyle ilgili yıllarca işlem yapılmadı. 

Süleyman Soylu, darbe girişiminden kısa süre sonra İçişleri Bakanı oldu.

Ayhan Bora Kaplan ise 15 Temmuz sonrasında Ankara uyuşturucu piyasasını ele geçirdi. 

Ankara'nın ünlü "mekanlarının" yeni sahibi artık oydu. 

Kaçarken yakalandı

“O el” Kaplan’a yol vermeye devam ederken, emniyetin ve savcılığın bir kanadı Kaplan’ın peşindeydi. Kaplan suç örgütüne operasyon yapmak istiyorlardı. 

Defalarca hazırlık yapıldı. Ancak operasyon, ‘‘izin verilmediği’’ için ertelendi. Hem bakanlık bürokrasisinden hem de başsavcılıktan onay alınamıyordu. 

Üzerinde adeta dokunulmazlık zırhı bulunan Ayhan Bora Kaplan, işi oğlunun sünnet düğününde yeraltı dünyasının gediklileri ile gövde gösterisi yapmaya kadar götürmüştü.

Haziran 2023, Ayhan Bora Kaplan için tüm işleri tersine çeviren dönem oldu.

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın göreve gelmesiyle emniyetteki kritik operasyonel kadrolar değişti. Soylu'ya yakın isimler görevden alındı. Yeni kadronun ilk operasyonu Kaplan çetesine yönelik oldu.

Yıllarca alınamayan operasyon izni alınmıştı.

Kaplan, yurtdışına çıkmak için gittiği Esenboğa'da gözaltına alındı. Bu, alışılmadık bir operasyondu.

Çünkü Kaplan'ı araçtan indiren de kelepçeleyen de üst düzey emniyet müdürleriydi.

Kaplan kaçmak üzereyken Ankara Emniyet Müdür Yardımcısı Murat Çelik, Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdür Yardımcısı Şevket Demircan ve Komiser Ufuk Gültekin’i tepesinde buldu. 

Bu isimlerin üç yıl sonra, kelepçeledikleri Kaplan’la aynı sanık kürsüsünde oturacakları kimsenin aklının ucundan bile geçmezdi.

M7 kodlu gizli tanık

Kaplan'ın gözaltına alınmasından sonra onunla ilişkili olduğu gerekçesiyle ikisi müdür dokuz polis açığa alındı. Kaplan ve çetesi hakkında 300 sayfalık iddianame düzenlendi. İddianamede cinayet, haraç, gasp gibi birçok suçlama vardı.

Ayrıca bir de gizli tanık M7.

Operasyonun “polisin siyasilere yönelik darbe girişimi olduğu” iddialarına kadar gitmesine neden olan gizli tanık, aslında örgütün iki numarası Serdar Sertçelik'ti. 

Operasyon olduğunda yurtdışındaydı. Bir ay sonra, 7 Ekim'de yakalanacağını bile bile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden kendi ayağıyla geldi, Ankara'da gözaltına alındı.

Gelmesinin nedeni sonradan ortaya çıktı. Serdar Sertçelik, Kıbrıs’ta telefonla irtibat kurduğu polislerle gizli tanık olmak için anlaşmıştı.

Sertçelik, 19 sayfa ifade verdi. Ayhan Bora Kaplan ile eski Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Yüksel Kocaman arasında çıkar ilişkisi olduğunu öne sürdü. Soylu’nun bakanlığı dönemindeki polis müdürleriyle ilişkili olduğunu anlattı. 

Gizli tanık Sertçelik, hem Kaplan’ın hem de örgütün diğer elemanlarının anlamaması için ‘‘sözde’’ sorgulandı. Gizli tanık olduğunun anlaşılmaması için M7 koduyla verdiği ifadelerde kendisi ile ilgili suçlamalara bile yer verildi. Ama tüm bunlar kimliğini gizlemesine yetmedi.

Aslında hem Kaplan hem de diğer sanıklar gizli tanığın kim olduğunu anlamıştı.

Cezaevindeki Kaplan, gizli tanık ifadesini okuduğunda, onun Sertçelik olduğunu hemen anladığını avukatına da iletti.

Bir televizyon programına katılan Ayhan Bora Kaplan'ın avukatı Umut Köroğlu, ‘‘İki kez müebbet istenen birinin serbest olması mümkün değil. Anlamıştık gizli tanığın o olduğunu.’’ diyecekti.

“Polisin idare ettiği” ev hapsi

Gizli tanığı bilen Ayhan Bora Kaplan bir süre sessiz kaldı. Aslında bu sırada kendi karşı operasyonuna hazırlanıyordu.

Bunun sinyalini de ilk kez çıktığı hakim karşısındaki sözleriyle verdi.