Biz sözelciler yıllarca hor görüldük, sayısalcılar hep daha başarılı, daha zeki kabul edilirdi. Biz sözle, yazıyla, tarihle, edebiyatla meşgulken onlar matematik, fizik formülleri peşindeydi, elbette daha zekiydiler! Fakat tuhaftır, giderek hayatlarımızda daha fazla alan işgal etmeye başlayan yazılımlar, söz söylemeye, cümle kurmaya, insanla “konuşmaya” başladıklarında –yani sözelci olduklarında– yaygın olarak “yapay zekâ” diye adlandırılıp zeki olmakla taltif edildiler. Şimdi herkesin elinin altında, her sorulana cevap veren, her derde deva olan, her türlü bilgiyi zahmetsizce ayağa getiren dil modelleri var. Ama bu dönüşüm bilginin niteliğiyle ilişkimizi ve öğrenmekten ne anladığımızı fena halde değiştiriyor muhtemelen.
Şimdilerde kalmadı, eskiden fasikül biriktirip ciltletmek diye bir şey vardı. Haftalık, iki haftalık, aylık periyotlarla o fasiküller beklenir, çıkar çıkmaz gidip gazeteciden alınır, merakla sayfaları karıştırılır, bir kenarda üst üste konulup biriktirilir, nihayet fasiküller bittiğinde en son cilt kapağı satın alınır, mahallenin ciltçisinde ciltletilir sonra da kitaplıkta kendisine ayrılan yere huzurlu bir tatmin duygusuyla yerleştirilirdi. Eskinin ansiklopedileri onu hazırlayanın, yayımlayanın yanında okurunun da ona verdiği emekle, gösterdiği özenle var olurdu. Heveskârlığı tez geçen maymun iştahlı meraklıların eksik bıraktığı, ciltletmediği fasiküller bugün dahi sahaflarda epey bir külliyat oluşturur. Bugünün “büyük dil modelleri”yse eskiden sabır ve emek isteyen her şeyin yerini almış görünüyor.